Harun Erişkin: Gözlükçülükten İnşaat Sektörüne Loca Yapı Hi…
Loca Yapı kurucusu Harun Erişkin, "Bi Demli Çay"da çocukluğundan inşaat sektörüne geçişine, ticari zorluklara ve insan ilişkilerinin önemine dair samimi bir sohbet sunuyor.

"Bi Demli Çay" podcast'inin bu bölümünde, Loca Yapı kurucusu Harun Erişkin'i ağırladık. Kendisiyle çocukluğundan başlayarak, aile mesleği gözlükçülükten inşaat sektörüne geçişine, zorlu ticari süreçlerine ve gelecek vizyonuna dair samimi bir sohbet gerçekleştirdik.
Harun Erişkin Kimdir? Gözlükçülükten İnşaat Sektörüne Uzanan Yolculuk
Bi Demli Çay: Harun Abi, hoş geldin. Her zaman olduğu gibi konuğumuz sensin. Seni tanımak istiyoruz. Harun Erişkin kimdir, bugünlere nasıl geldi?
Harun Erişkin: Hoş bulduk. Köklerimiz Tavas'ın İkizler kasabasına dayanıyor ama ben Denizli doğumluyum, babam da Denizli doğumlu. 1982 yılında Denizli'de dünyaya geldim. Baba mesleğimiz gözlükçülük, aile mesleğimiz bu. 1998'de eğitimimi tamamladıktan sonra 12 yıl boyunca gözlük mağazamızda çalıştım. Sonra içimdeki bir kıpırtı, enerjimi almadığımı ve daha başka şeyler yapmam gerektiğini düşündürdü. Nasibe çok inanırım, aslında nasip beni oraya sürükledi. Kısmet oldu, inşaat işine girmeye karar verdim. Hangi şartta, hangi bütçeyle, ne düşündüğümü sorarsan hiçbir şeyin programı yoktu, hayat bazen insanı sürükleyebiliyor. 2010 yılıydı, inşaat sektöründe hizmet vermeye başladım. Bugün 2022'nin sonundayız, 12. yılımız bitiyor. Eşim Nurşah ile 25 Eylül 2004'te evlilik kararı aldık, zaten önceden görüştüğüm biriydi. Erken evlenmenin avantajlarını çok yaşadım. 15 yaşında bir oğlum, 7 yaşında bir kızım var. İkisinin de tadını çıkarıyoruz. Onların iyi bir eğitim alması için mücadele ediyoruz.
Bi Demli Çay: Harun Erişkin adını veya Erişkin soyadını duyanlar genelde "gözlükçü mü?" derler. Çünkü aileniz, amcaların, kuzenlerin hepsi gözlükçüydü sanırım. Yani gözlük işi biraz aile mesleği. Bundan kopuk inşaat işine geldin ama hayatının büyük bir kısmı, çocukluğun da dahil olmak üzere, o gözlük sektöründe geçti. Biraz bu süreçten bahseder misin, sana etkileri neler oldu?
Harun Erişkin: İnsanların belli şeyleri planlama şansı yok. Ben 82 doğumluyum, ailemiz 75 yılından beri gözlükçülük yapıyor. Yani ben doğduğumda 7 yıllık bir gözlük mağazası olan bir aileye dünyaya geldim. Amcamla babamla beraber başladılar. O süreçte Denizli'de gözlükçülük o kadar yaygın değildi. Sonrasında babamla amcamın vizyonuyla biraz daha evrim geçirdi, daha iyi işler yaptılar. Ayrılık olduktan sonra herkes kendi şirketinin başında devam etti. Ben dediğim gibi, okulu bitirdikten sonra 12 yıl babamla çalıştım. Yorulmamdaki en büyük etken babamdır. Ticaretteki yapacağımız unsurları, davranışları bana o öğretti. Hep derler ya, çocukları gönderirsin, ben de öyleydim. Her yaz çalışırdık zaten, kayıtlanma şansımız yoktu. Lise 3'te babam beni gözlük dükkanına alana kadar dışarılarda çalıştım. Lokantada, eczanede, muhasebede çalıştım. Her yaz farklı yerlere gittim, sadece 15-20 gün de değil, yaz boyunca çalıştık. O dönemde insan bunu kavrayamıyor, "Ben ne yapıyorum burada?" diyor. Sadece dikiliyorsun, şunu hallet gel, yemek söyle, çay ver. Bir şey kazanmadığını zannediyorsun ama çok şey kazanıyormuşsun. Bunu tabii yaş ilerleyince anlıyorsun. Sonrasında abim makine mühendisidir, o da mağazaya dahil oldu. Eşim de dahil oldu iş yerine. Üç koldan çalışıyorduk. Abim daha çok işin finansman boyutundaydı, muhasebe tarafındaydı. Eşimle biz mağazalarda perakende satış yapıyorduk. Uzun süre bu şekilde gitti. Dediğim gibi 12 yıl çalıştım, 12 yılın sonunda plansız bir şekilde bu sektöre girdik.
"Bir kere zaten 2010'da Denizli'de villa kültürü doğru düzgün yoktu. İnsanların müstakil evlerini yapıyorlardı ama böyle müteahhitlerin üretip de sattığı oran çok azdı, yok gibi bir şeydi."
Loca Yapı ve Zorlu Başlangıçlar: Krizler ve Farklı Alanlara Yöneliş
Bi Demli Çay: Aile işini bir şekilde, risk alıp, sermayesiz ya da yeterli sermaye olmadan bırakmak… Yaptığın iş de o dönemde yükselen inşaat döneminde lüks konut hedeflemekti. O dönemde pek fazla lüks konuta giren var mıydı, nasıldı?
Harun Erişkin: İlk başta ikisini birden götürebilir miyim diye düşündüm ama 3 ayda olmayacağını anladım. Sabahtan inşaata gidip öğleden sonra gözlük mağazasında olmak zordu. Ailemle konuştum, babama ve abime açtım konuyu. Dedim ki: "Böyle olmuyor, bölünürsek, ben bölersem kendimi, başarılı olamayacağım. Ne onu tam yapabileceğim ne bunu tam yapabileceğim. Bana müsaade edin, ben kendi şirketimin başına gitmek istiyorum." Loca Yapı'yı kurarken de sonuçta kolay bir sektör değildi, içinde hiç olmadığım bir alan. Fuat Özsoy adında çocukluk arkadaşım var, aynı mahallede büyüdük. Bir yandan arayış içindeyim, bir yandan da yapacağım işte önemli bir sermaye gerekiyordu. Bunu nasıl temin ederim konusunda şimşekler çakıyordu kafamda. Tuhaf bir şey oldu. Suat'a ilk projemden ev satmaya gittim. Niyetim de şuydu: Suat beni tanıdığı için, bana güvendiği için büyük çoğunluğunu alırım, inşaatı hızlı götürürüm. Rahatlıkla konuşuyoruz. "Ben ev aldım," dedi, "yeni aldım." Nereden aldın diyince, benim biraz daha üstümde inşaat yapan bir beyefendiden almış. "Yapma!" dedim. Şimdi malı üretmek bir dert, satmak ikinci bir dert. Bilmediğimiz bir sektör, kimse bizi inşaatçı diye bilmiyor. Artı o dönem başladığım dönem, 2010, tam böyle inşaat sektörünün 2008 krizinden sonra aslında ayaklandığı dönemlerdi. O dönemde ayaklandığını falan bilmiyoruz biz. Girdik ama çıkarım zaten o dönemde yollarımız 2012'de getirmişti hatırlıyorum. Sonra tam hatırlamıyorum ama Suat dedi ki, ya da ben dedim, "Beraber yapsak mı?" Suat düşüneceğini söyledi. "Nasipse olur," dedim. 15 gün sonra aradı beni, görüşelim diye. "Biz beraber yapalım bu işi," dedi. Tabii birlikten kuvvet doğar dedik. 9 yıl boyunca güzel işler yaptık, güzel bir ortaklık geçirdik. Kırgınlığımız, küskünlüğümüz olmadı. Bu da büyük bir başarıdır, anlayışlıyızdır. Sonra herkesin hani böyle saydam ayrılamazsın derler ya, biz öyle bir şey yaşamadık. Dostunla verdi, arkadaşınla verdi. Dedi ki: "Biz burada fikir ayrılıklarına giriyoruz, biz bu işi sonlandıralım. Senin zaten devam eden bir işin var, ben burayı biraz daha ilerletme çabasındayım." O da "Tamam," dedi, "öyle düşündüysen öyle olsun." Tatlı bir şekilde yollarımızı ayırdık. Dostluğumuz hala devam ediyor.
Dediğim gibi, 2018'de Brunson krizi oldu, inşaat sektörü yine çöktü. Yaptığımız inşaatlar vardı, satışlar durdu. 2019'da ayrılık kararı aldık. Ondan sonra da Loca Yapı'yı tek başıma devam ettiriyorum, 3 yıldır yalnızım. Zor süreçlerdi. İnşaat döneminde lüks konut senin hedefin oydu. Tam zaten işin tersinden başladık. Bilmediğimiz için. Normalde inşaatçılar önce basitle başlar, sonra lüksleşir. Biz tam tersten başladık. Projesini çizdirdiğim mimar abilerimizden biri, "Bu çocuk burada batmazsa bir daha bir şey olmaz," demiş benim için. Sonradan kulağıma geldi. Kötü niyetle demedi ama biliyorum, işin tersinden ve zor kısmından başladığı için. Denizli'de villa kültürü doğru düzgün yoktu o zamanlar. Anadolu'daki yapıdan kaynaklı, insanlar kendi arsalarını alıp kendi müteahhitleriyle ev yaptırırlardı. Ama yavaş yavaş o değişim de sizin öncülüğünüzde oldu. 3. kuşak devreye girdiğinde buradaki eğitim seviyesinin yükselmesi, meslek gruplarının değişmesiyle dünya çok hızlı değişiyor. Bugün online alışveriş denen şey hızla büyüyor. Geleneksel ticaret değiştiği için alışkanlıklar değişiyor. Bizden büyük abilerimiz buna ayak uydurmada zorlanıyor. Daha kolay adapte olacak bir jenerasyon geliyor. Güzel bir dönem aslında, biraz da pandeminin etkisiyle bu iş çok hızlandı.
"Çaylarınızı tazeleyin, koyun, demleyin. Biz de tazeleyelim."
İnsan İlişkilerinin Gücü ve Loca Yapı'nın Bugünleri
Bi Demli Çay: Loca Yapı bugün sapasağlam ayakta duruyor. Bunda senin ikili ilişkilerin çok önemli. Bu geçmişten gelen babanın verdiği bir destek mi sadece, yoksa senin kişisel çabaların var mıydı? Buraya sürükleyen ya da arkanda sağlam bir duvar gibi destek olan neydi?
Harun Erişkin: Kişisel çaba tek başına olmaz, aileden aldığın da tek başına olmaz. Bunların hepsi bir bütün. Esnaf çocukluğundan gelmek farklı bir şey. Kişilere bakışın, kişileri tanıman, algın daha açık oluyor. Gözlükçülük insanı daha dinamik tutuyor, burası biraz daha strateji üzerine kurulu. Çünkü esnaf olduğunda eskilerin bir lafı vardır: "Gülmesini bilmeyen dükkan açmasın." Hep enerjik olmak zorundasın, temiz giyinmek, bakımlı olmak zorundasın. Gözlükçülük çok özel bir meslektir. Müşteriyle çok yakınlaşırsın, insan berberini değiştiremez ya, onun gibidir. Yıllardır. Şimdi bizim geçmişte küçük dediğimiz çocuklar hakim, savcı olup geldiler. Tuhaf hissediyorsun, sen de orta yaşlara geldiğini anlıyorsun. Esnaflığın verdiği şey, tabii bir kere sanayici de olsa, müteahhitlik de yapsan, mühendislik de yapsan, yazılımcı da olsan, ilk önce insan ilişkilerinin kuvvetli olması gerekiyor. İkincisi, insanlara gülmeyi bilmen lazım ve en önemlisi kendini pazarlamayı bilmen lazım. Sen istediğin kadar mucizeler yarat, ama karşındaki ama yatırımcı ama tüketici, kendini sevdirmedikten sonra veya o işe yüreğine koymadıktan sonra başarmam mümkün değil zaten. Bunların hepsi tabii yıllardır karakter meselesi. Ben her iki işi de çok seviyorum. Gözlükçülük gözümü açtığım bir dünya, hala devam eden bir dünya hayatımda ama aktif değilim, abim var. İnşaatçılığı da çok sevdim. Konuttaydık, konut, villa, sanayi yapılarına da girdik. Brunson krizinden sonra biraz da çeşitlendirdik. 2018'e kadar lüks konutlar yaptık, çok lüks konutlar yaptık. İyi de geldi, iyi de gitti. Kazandık mı? Çok şükür kazandık.
Bugün Loca Yapı'nın hiçbir zaman en büyük olma gibi bir hedefi yok. Yaptığımız işi en iyi yapmaya çalışmak bizim gayretimiz, çabamız. Yaptığımız işler kabul görsün. Eleştiri tabii ki olacaktır ama bunu en aza indirelim. Aklımızın yettiği, hayalimiz veya gördüğümüz vizyonun sonuna kadar yaptığımız yapılara yansıtabilelim. Tüm çabamız bu. Loca Yapı zaten bugünlere böyle geldi, kaliteden ödün vermedi. Benim seninle tanıştığım o dönemlerde (2011-2012) dahi sen en kaliteli mimarlarla çalışmayı tercih ediyordun. Yanlış hatırlamıyorum. Sevgili insanları hep tercih etmişimdir, genellikle oradan yola çıkarak vizyon olsun, marka otursun, firma uzun vadede kazansın. Başta bazı şeylerden fedakarlık etmeniz gerekiyor. Zaten hayatın, ticaretin de öyle. Yürüdüğün yolun hep uzun uzağına bakacaksın. Kısa süreçte ben çok para kazanayım veya şirket şuraya gelsin diye bir hedef olamaz zaten, bu yanlış bir hedeftir. Yatırımın hiçbir zaman kısa vadeli olmaz. Benim bildiğim bu en azından. Onun için de dediğim gibi, süreci kalitemizin üstüne koyarak gitmeye çalışıyoruz. Tabii ki insanla iş yapıyoruz, insan gücüyle iş yapıyoruz. Hatalarımız olacak ama bunları en aza indirgeme çabasındayız.
Komik ve Zorlu Anılar: Ticaretin Acımasız Yüzü ve Gelecek Vizyonu
Bi Demli Çay: Loca Yapı'yı bugünlere getirene kadar birçok zorluktan geçtin biliyorum. Markandan da çok bahsedilmesini, ön plana çıkmasını, fazla reklam yapmayı istemiyorsun ama mutlaka bu günlere gelene kadar yaşadığın bir takım sıkıntılar, kötü anılar, iyi anılar, komik anılar olabilir. Var mı böyle bizle paylaşabileceğin güzel bir anın?
Harun Erişkin: Olmaz mı? Bekliyoruz zaten heyecanla. 2012 yılıydı, daha bu mesleğe başlayalı 2 yıl falan olmuştu. İlk ve yüklü satışımı yapmıştım. Çok mutluyum. Pahalı bir mal satmıştım. Sattığım kişi de akşamüstüydü, böyle 6 buçuk 7 civarıydı, kış günü. Sürekli böyle çekim falan yapıyor. Benim de aklıma şey geldi, o zaman da bir alışveriş yapmıştım biliyorsun. Demir, beton önceden bağlanır, adettir bu inşaatta. Abi dedim ya, bu bir şey soracağım. “Sor abiciğim,” dedi. “Bu dedim, bankalara sorduğumuzda kişiyi dedim, ne kadar dedim samimi cevap alabiliriz?” O da bana bir iki kelime etti. İçime kuşku düştü. Nereden olduysa tabii, bunun öncesi de var. Şöyle var: gündüz şantiyedeyim. Demiri az geliyor. Atıyorum biz 30 ton istiyorsak 15 ton geliyor. “Yarın gelecek, yetişmedi,” falan diyor. Herhalde bu bilinçaltıma işlendi benim. Ben de orada soruyu sorma şeyi yaptım. Orada bir sıkıntı var. Gittik, herkes toplanmış, bir ben yokum. Allah dedim. Ne oluyor falan. Abi bunlar kim falan filan. Konuyu anladım. Adam gitmiş, hepimizden parayı toplamış, gitmiş. Allah Allah! Ne yapacağız, ne edeceğiz orada? Orada garip dostluklar edindim, çok güzel insanlarla tanıştım falan filan. Gece uyuyamadım. Ertesi gün tekrar sabah gittim. Bu sefer hepten gitmiş! Yani gece şeyi de boşaltmışlar iş yerini de boşaltmışlar. İlk gittiğim gün adam yoktu, ikinci gittiğim gün hiçbir şey yoktu, sadece mağdurlar var böyle. O mağdurlardan bir tanesi de benim zaten bu arada. Ya en çok kaptıran ya ikinci kişiyim ya üçüncü kişiyim. Neyse. “Bir hal yolu bulunur, bunlar düzgün adam ya, bir şey gelmişti ticaret bu insanoğlunun başına her şey gelebilir,” falan diye böyle kendimi diri tutmaya çalışıyorum ama maalesef o gidiş sorun gidişmiş. Arkadaş niyetini bozmuş, hepimizden paraları toplamış, ne yaptığını bilen yok. Ciddi bir meblağdı. 2012 yılıydı, 17 milyon lira civarında bir paradan bahsediyorlardı. O gün trilyon vardı, milyon yoktu. Böyle garip bir hikayemiz var. Tabii sen soracaksın şimdi ne yaptın? Şimdi hep diyorum ya, yürüdüğümüz yol dikenli yol. Bunlar olacak ama her şeyi en aza indirgeme ve sorun, ticaret hayatında tabii ki sorun olacak. Sorunsuz bir şey olmaz zaten. Ama bu sorunları moralimizi bozmasını engelleyeceğiz ve eğlenceli hale getirebileceğiz, getirebildiğimiz kadar. Bunun temeli nereden yatıyor? Az risk, çok fazla risk değil. “Para riskten kazanılır” diyorlar ama onun Türkiye'de bir ölçüsü olması lazım, yoksa piyasa şartları onu kabul etmiyor.
Bi Demli Çay: Loca Yapı belli bir markaya geldi, ilerliyor da. İnşallah devam edecek. Peki sen bunu ilk bölümde de bahsettiğimiz o ikinci jenerasyona devretme konusunda yani 15 yaşındaki oğlumuz Barlas kardeşimize bu devam ettirilebilecek miyiz ya da onunla ilgili bir altyapı hazırlığın var mı veya bu konuyla alakalı ne düşünüyorsun abi?
Harun Erişkin: Benim bunu şu zamanda düşünmem çok yanlış olur. Oğlumun buraya gelmesi minimum 7-8 yıl veya 10 yıl. Eğitimini bir kere zaten ilk önce en üst seviyedeki alabildiği eğitimi maksimum seviyede almasını istiyorum. Çünkü dünya çok küçük artık. Dünya Denizli'den ibaret değil, Türkiye'den ibaret değil. Artık her yerde herkes ticaret yapabiliyor. Ara ara oğlumla konuştuğumda tabii ki şunları söylüyorum: “Bak oğlum, hani biz bir şekilde götürüyoruz işleri. Hani bizim atmosferimiz, ortamımız bunu kaldırıyordu ama eminim sen geldiğinde bambaşka bir dünya olacak.” Tabii bunun yanında sadece oğlum yok, kızım da var. Artık bayanlar da biliyorsun çok başarılı işlere imza atıyorlar ki ben bayanları gerçekten iş hayatında çok önemserim. Çünkü gerçekten doğru kişileri yakaladığında potansiyelleri çok fazla oluyor. Ama şimdiye kadar Türkiye'deki gerek kültürel yapı gerek farklı etkenlerden dolayı çok ön plana çıkamamışlardı. Ama son dönemlerde artık bu ivme kazandı ve çok hızlı ilerliyor. Bayanlarla artık hayatımızda rol alacak olması da gerekiyor zaten. Oğlumuza da şunu söylüyorum: “Yani gelip dediğim, yaptığım iş geleneksel kalacak, sen bunun üstüne bir şey koymayacaksan hayallerini ufkunu başka şeylerde arayabilirsin. Ama benim gibi Denizli'de konut üretip konut satacaksan veya fabrika neyse inşallah yapacaksan bana katacağı çok fazla bir şey olmaz. Geldiğinde taze kanın bunu üst lige çıkarmak için bendeki olmayan eksik yanlarımı tamamlayıp taze bir kanla yürümemiz lazım. Hayalim bu yönde. Artık bugün yabancı konut satışı diye bir şey var. Biz niye bu pazardan payımıza almıyoruz? İlla Denizli'de yapacağız diye bir kaide, kuralımız yok. Bugün sahiller çok hareketli, büyük şehirler çok hareketli. Her yerde iş yapabiliriz, yeter ki içimizdeki azim olsun. Ama sorduğun sorunun cevabına gelirsen de emin ol hiçbir baba bunu planlayamaz. İstese de bazı şeyler olmaz. Ve hiç kimse de zaten benim oğlum olacak diye de bu işlere, kızım olacak diye bu işlere girmiyor. Zaman her şeyin ilacı biraz daha...
Bölümü izlemek için
İlgili yazılar

Gül Şahin ile Okul Öncesi Eğitimin Temelleri ve Kariyer Yol…
Gül Anaokulu kurucusu Gül Şahin ile okul öncesi eğitimin önemi, kariyer hayatı, sosyal sorumluluk projeleri ve aile kavramı üzerine ilham veren bir sohbet.

Hamit Aydın: Bi Demli Çay'ın Perde Arkası ve Sponsorluk Yol…
Deneyim Fabrikası kurucusu Hamit Aydın, Bi Demli Çay'ın değer yaratma serüvenini, sponsorluk süreçlerini ve ekiple kurulan güçlü bağları Esat'a anlattı.

Esat Nazlıer: Bi Demli Çay'ın Perde Arkası ve Yolculuğu
Bi Demli Çay'ın kurucusu Esat Nazlıer, projenin başlangıç hikayesini, moderatörlük deneyimlerini ve gelecekteki formatlarını anlatıyor.…
