Tüm yazılar
11 dk okuma

Nuri Turgut: Kayseri'den Denizli'ye, Hukuktan Tekstile Uzan…

Coton Max'ın kurucusu Nuri Turgut, Bi Demli Çay'da Kayseri'den Denizli'ye uzanan yaşam öyküsünü paylaşıyor.…

Nuri Turgut: Kayseri'den Denizli'ye, Hukuktan Tekstile Uzan…

Bi Demli Çay'ın bu bölümünde, Denizli iş dünyasının önemli isimlerinden, Coton Max markasının kurucusu Nuri Turgut'u ağırladık. Kayseri'den Denizli'ye uzanan yaşam öyküsünü, hukuktan tekstile uzanan kariyer yolculuğunu ve iş hayatında karşılaştığı zorlukları keyifli bir sohbetle dinledik. Ayrıca DESİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı, Sanayi Odası Meclis Üyeliği gibi farklı rollerini nasıl dengelediğini ve başarıya ulaşmada azmin, emeğin ve toplumsal sorumluluğun önemini konuştuk.

Kariyer Yolculuğu: Kayseri'den Denizli'ye, Hukuktan Tekstile

Bi Demli Çay: Hoş geldiniz Nuri Bey. Denizli'de köklü Coton Max markasının kurucususunuz. Aktif olarak DESİAD Başkanlığını da yürütüyorsunuz. Aslında bildiklerimiz bunlar. Bilmediklerimizle, kısaca hayat hikayeniz ve şirketinizin kuruluş safhalarından bahseder misiniz?

Nuri Turgut: Uzun bir hikaye tabii yaş itibarıyla. Devlet memuru bir babanın ilk görev yeri olan Kayseri'nin Felahiye ilçesinde üç kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldim. Babamın görevi sebebiyle muhtelif kentlerde ilkokul eğitimime başladım. İlkokul son sınıfta Kayseri merkeze tayin çıktı. Ortaokula Kayseri’de başladım. Oradan Ankara'ya tayin çıkınca ortaokul ve lise hayatım Ankara'da devam etti, fakülte de Ankara'da devam etti.

İnsan hayatına ilişkin değişik anekdotlar, küçük kareler vardır. İlkokul 5'te ben kariyer planlamamı şöyle yapmıştım: Cemil Baba isminde Kayseri'de mahalle arasında dolaşan, yarı meczup, biraz ermişlik atfedilen bir şahıs var. Çocuklar peşinde koşar, "Cemil Baba biz ne olacağız, büyüyünce ne yapacağız?" diye sorular sorarlar. O da şeker verir, küçük yüzükler verir. Biz de bir gün o bizden geçerken koşturduk. Abime "Sen mühendis olacaksın" dedi, ablama "Sen öğretmen olacaksın" dedi. Bana da "Sen doktor olacaksın" dedi. Biz hoplaya zıplaya eve döndük. Birkaç sene içerisinde babamın tayini çıktı Ankara’ya. Abim üniversite sınavına girdi, inşaat mühendisliğini kazandı, Cemil Baba üçte bir yaptı. Ablam ertesi sene sınava girdi, öğretmen okulunu kazandı, ikide iki oldu. İstatistik bilimi gereği benim tıp garantiliydi.

Birkaç sene geçti, ben üniversite sınavına çalışmıyorum. "Cemil Baba doktor olacaksın dedi, ikide iki gibi bir istatistik var elimizde" diyordum. Sınava gireceğim. Dedem, annemin babası, rahatsızdı. Sınavdan bir gün önce dedemin vefat haberi geldi. Babam cenazeye yetişmek için evden çıkarken "Ya senin tercihleri yapmadık" dedi. O dönem tercihleri soru kağıtlarıyla birlikte veriliyor. Oturduk, beş dakikalık bir kariyer planlaması. Ben dedim ki "İşte Ankara'daki iki tane tıp, İstanbul'dan bir tane en bilinen tıplar başta, başka yazmaya gerek yok." Babam "Oğlum yapma gözünü seveyim, 18 tane tercih hakkımız var." dedi. "Yok" dedim, "Cemil Baba böyle dedi." Babam 3-4 dakika mücadele ettikten sonra altına bir Ankara Hukuk yazdı. "Hem kaymakamlık, valilik hakkı var, hem avukatlık, savcılık hakkı var" dedi. "Beni ilgilendirmiyor yaz" dedim.

Sınav sonucu açıklandı, Ankara Hukuk geldi. Ben nasıl üzüldüm yani gitmem dedim. "Oğlum bir kaydını yaptıralım, seneye tekrar girersin sınava" dediler. Kaydımızı yaptırdık. Aradan geçen 3-5 ay zarfında ben aslında sosyal ilim dallarına biraz daha meyilli ve meraklı olduğumu, insan ilişkileri konusunda daha fazla yatkın olduğumu gördüm, okulu çok sevdim. Sınava girdin mi? Girdim. Ertesi sene tıpı kazandın mı? Kazandım. Ama ben dedim ki "hukukta devam edeceğim." Hukuk fakültesiyle devam eden bir eğitim hayatı, arkasından staj dönemi, staj döneminden sonra askerlik.

Askerlikten sonra Denizli'de avukatlık hayatına başlamayı düşünürken, ilkokul 5'ten itibaren okulların kapandığı günden başlayarak okulların açılacağı güne kadar devam eden süreçte burada akrabalarımızın yanında tezgâhtarlık, bir iki sene sonra tezgâhtarlık bana göre değil, kendi işimi yapacağım diye pazarcılık, ürün üretimi vesaire diye devam eden bir ticaret hayatı var. Üniversitede de aktif pazarlamacılık var. İki tane alternatif vardı önümüzde: bir helvacının yeni çıkardığı helva ve pazarlamada %20 pay veriyordu, bir de Türkiye'ye yeni çıkan cips vardı, %1 veriyordu. Tabii ki çok akıllıyız ya, %20'lik olan kısmı hemen dedim "ben yaparım bu işi". Başladık Ankara'nın marketlerini dolaşmaya. Adamlar soruyorlar "Bunun reklamı var mı, bu nedir?" "Yok arkadaş istemiyoruz." Aynı dönemde cipsçilerin pazarlamacıları giriyor, koli koli indiriyorlar. Biz rica minnet konsinye, "oraya birkaç koli koyalım, haftaya tekrar bakarız" diyoruz. Ertesi hafta kapıdan böyle köşeden bakıyoruz, satılan var mı? Koli açılmamış bile. İnsanın tercihlerinde, hayatında bazen sadece rakamların değil, aklın ve mantığın dışında başka detayların da önemli olduğunu orada görmüş olduk.

Bu ticarete olan ilgimiz ve merakımız askerlikten sonra avukatlık konusu gündeme geldiğinde, babam rahmetli iyi bir hukukçuydu. Yıllar devlette savcılık, hâkimlik, ağır ceza reisliği yaptı ve onun tecrübesiyle bizim gençliğimizi birleştirmek gibi bir projemiz vardı ama ticarete olan merakım o dönemde biraz daha ağır bastı. Abimle beraber bir akrabamızın perakende bir manifatura dükkanını senet karşılığı, tabii bütçe yok, sermaye yok, devlet memuru babanın çocuğunun sermayesi olması mümkün değil. Denizli'de bir manifatura dükkanını devralarak başladık.

Uzun yıllar devam eden sürecin sonucunda, yaklaşık 38 senelik bir süreç. Zaman içerisinde manifatura sektörünün kan kaybetmesiyle birlikte ev tekstiline geçtik. Ev tekstilinde kiloluk stok, outlet dediğimiz ürünlerle 13-14 sene kadar çalışmamız oldu. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere Anadolu'nun pek çok şehrinin bütün pazar yerlerinde ürünlerimizi satabilmek için pazarcıların peşinde koşturarak bir mücadeleyle geçen bir sürecin sonunda, 2007-2008 senesinde çalıştığımız ana tedarikçi firmanın "biz kendimiz yapacağız bu işi artık" demesiyle öğrendiklerimizi, o güne kadar piyasadan edindiğimiz ticaret bilgimizi ve kendi kültürümüzü birleştirerek bir marka üzerine yatırım yapabilir miyiz diye abimle birlikte Coton Max markasının projelendirilmesini yaptık.

Beş yıllık bir projeydi amacımız. Elbette ki prestijli, iyi bir iş yapabilmek. Beş yılın sonunda bir değerlendirme yapıp bu işe devam edip etmeyeceğimize karar verecektik. İlk beş yılda oturduğumuzda, değerlendirdiğimizde bize göre ilk yapılması gerekenlerin yapıldığını gördük. İkinci beş yılı planladık. Bu ikinci beş yılın sonunda da 100 basamaklı diyeceğim bu merdivenin birinci basamağını çıkabildiğimizi gördük. Birinci basamağa çıkmak hakikaten çok zordur ama orada kalabilmek belki de ondan daha da zor. Yukarıdan itekliyor, aşağıdan çekiyorlar rekabetçi bir piyasa. Bu mücadeleyle devam eden 3-5 yılın sonunda bugün ülkemizde kabul edilen, saygı duyulan, prestijli bir ev tekstili markası olarak ticaret hayatımıza devam ediyoruz.

Başarının Temelleri: Güven, İstikrar ve Saygı

Bi Demli Çay: Coton Max'ın kuruluşu tabii çok kolay olmadı. Bahsettiğiniz gibi beş yıllık süreçler var, bir de beş yılda %1'lik dilimleme gibi onun da başarı olduğunu düşündüğünüz bir dönem var. Buralarda en zorlandığınız dönemlerde böyle sizi izleyenlerin de "Evet ben bundan feyiz almalıyım" diyebileceği şeyler neler oldu?

Nuri Turgut: Hayatınız boyunca bir yolculuk yapıyorsunuz. Herkesin bir hikayesi var. Gözlem vasıtasıyla biriktirdikleriniz size bundan sonraki hayatınızda ışık tutuyor. Benim görebildiğim kadarıyla başarıya ulaşmak hakikaten mücadele gerektiriyor. Başarıya ulaşan insanların çok ciddi bir azim sahibi olduğunu, çok ciddi emeklerle bu noktalara geldiğini düşünüyorum. "Başarı tesadüf değildir" derler, gerçek başarılar tesadüf değildir diye. Eğer hayat hikayemizde böyle başarı sayılacak küçük noktalar varsa, bunun temel unsurunun emek ve azim olduğuna inanıyoruz. Hedeflerinizin olması gerekir.

Gençlerle yaptığımız sohbetlerde temel olarak her zaman şunu söylerim: Birincisi kendinizi çok iyi tanımanız lazım. Geleceğinizi belirlerken en önemli soru kendinizi tanımlamaktır. Acımasızca kendinizi tasnif etmeniz lazım. Mücadele gücünüz, öğrenme kabiliyetiniz, yetenekleriniz, bunların hepsini bir kategorize edip ondan sonra "ben kimim?" sorusuna cevap vermeniz lazım. Kendinizi yanlış tanımlarsanız, yanlış yola girersiniz. Yıllarınız daha sonra geri dönerek kaybolacak olan bir yolculuk başlar.

Bu kendini doğru tanımladıktan sonra da mücadele gücü devreye giriyor. Kendinize doğru hedef koyacaksınız. Kendinizi doğru tanımladığınız, doğru tasnif ettiniz ve kendinize de doğru bir hedef koydunuz, geriye ne kalıyor? İşte mücadele kalıyor. Bu yolculuğumuzda, bu hikayemizde tahmin edemeyeceğiniz kadar böyle iniş ve çıkışlar vardır. Hiçbir zaman böyle sürekli başarıyla devam eden bir yolculuk değildir ama iki unsurun bir arada olduğunda, bir çalışmanın hakkı hakikaten verildiğinde, böyle bazen kafanız, beyniniz patlayıncaya kadar, bazen sırtınızdan oluk gibi ter akınca kadar çalıştığınızda, ikincisi de kul hakkına riayet ettiğinizde, benim inancım muhakkak bir şeyler olacaktır. Bu temel dürtüyle uzun yıllar mücadelede bu gelinen nokta ortaya çıktı. O zor durumlarda bizi motive eden o başarı hissi, kendine özgüven hissi ve ileriye dönük koyduğumuz hedeflerdi.

Sivil Toplum ve Sürdürülebilirlik

Bi Demli Çay: Yoğun bir iş hayatınız var. DESİAD başkanlık süreciniz de devam ediyor. Sivil toplum örgütleriyle DESİAD'la mı tanıştınız, öncesinde var mıydı? Ve bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Bi Demli Çay · Shot
Sen de hikâyeni kısa formatta paylaşmak ister misin?

Nuri Turgut: İzmir'deki bir abimiz, 85 yaşındaki Uğur Yüce, sivil toplum hayatında hakikaten çok ciddi eserler koymuş, normal reel hayatta da çok ciddi başarılar elde etmiş bir abimizin bir cümlesi önemli bir cümle benim için: "İnsanlar hayatları boyunca bir şeyler biriktirirler. Yaşadıkları süre zarfında bunların maddi olanları mal, mülk, araba, ev, para pul vesaire kendileri öldüklerinde, vefat ettiklerinde mirasçılarına kalır ve onlar onları kullanır. Ama insanın hayat boyunca biriktirdiği tecrübeler, deneyimler, bilgiler insan vefat ettiğinde toprağın altında kalır, hiç kimse bir kelimesinden dahi faydalanamaz. Eğer iyi bir insanım diye iddialıysanız, eğer bu ülkeyi seviyorsanız, bu topraklara bir borcunuz olduğunu düşünüyorsanız, bu insanlara bir katkı sunmak istiyorsanız sağlığınızda bu biriktirdiklerinizi paylaşmanız, insanlara bir fikir verebilmesi, bir motivasyon kaynağı olabilmesi için emek ve zaman ayırmanız gerekiyor." diye düşününce gerçekten böyledir. İyi bir milliyetçi olmanın, vatanperver olmanın, iyi bir dindar olmanın, iyi bir sosyalist olmanın, iyi bir ne derseniz deyin, iyi insan olmanın temel unsuru yaşadığın topluma karşı, ailenden mahalledeki, hatta insanlığa kadar katkı sunabilmek olduğunu düşünüyorum. Bu amaçla bunca hengamenin içerisinde sivil toplum hayatında bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Bi Demli Çay: Peki, sizce başarılı bir yaşam ne demek?

Nuri Turgut: İnsanların saygı duyduğu bir yaşam demek bana göre, biraz önceki söylediğim saygı odaklı bir bakış açım var. Kişiliğinize, yaptığınız işe, ne iş yaparsanız yapın yaptığınız işe, çizginize insanlar saygı duyuyorsa, başarılısınız demektir.

Bi Demli Çay: Genç Girişimciler sürdürülebilirlik konusunda nasıl bir rol oynamalı? Onlara hangi tavsiyelerde bulunurdunuz? Sürdürülebilirlik konusunda genç neslin rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Nuri Turgut: Pergeli biraz geniş açayım. Sürdürülebilirlik ile ilgili iki boyutu var: ticari boyutu ve insani boyutu. Ticari boyutunda yaşadığımız dünyanın şartlarında ürün satmak durumunda olduğumuz Euro bölgesi, Amerika, aklınıza ne gelirse, gelişmiş batı dünyası artık birtakım kriterler arıyor ve bu kriterler gittikçe sıkışarak devam ediyor. Tarihler yakınlaşıyor. Eğer dünyaya ürün satmak istiyorsanız bir takım şartları yerine getirmeniz gerekiyor. Dünyanın artık sonsuz olmadığını, bunun sonu olduğunu görüldü ve bunun önüne geçebilmek için de bir takım şeylerin yapılması gerekiyor. Bu ticari boyutu, kaçınılmaz bir şekilde.

İnsani boyutu anlamında da 1800'lü yıllarda Sanayi Devrimi'nin ortaya çıkmasıyla dünyada acımasızca bir üretim furyası, hiçbir şeyin bitmeyeceği, dünyanın hiç zarar görmeyeceği şeklinde devam etti ama zaman içerisinde bu vahşi üretim mantığının dünyayı yavaş yavaş bitirdiğini gördük. Artık böyle hayal gibi görünen veya fiktif görünen birtakım şeylerin somut, doğrudan hayatımızın içine girdiğini gördük. İklim krizi diye 5-10 senedir bir şeyler konuşuluyordu ama yaşadığımız son birkaç senede sıcaklık değişimlerinden, orman yangınlarından bu iklim krizinin bizi doğrudan etkilediğini gördük.

Şimdi ister toz bulutuna inanırsınız, ister bir yaradana inanırsınız, yaşadığımız kainatın hakikaten bizlere çok güzel şeyler sunduğunu görüyoruz. Bunlara karşı bizim sorumluluklarımız var. Bunları hoyratça da kullanabiliriz, dikkatli de kullanabiliriz. İyi insan olmanın, yaşadığımız topluma, şehrimize, ülkemize, insanlığa karşı birtakım sorumluluklar barındırdığını düşünüyorsak iyi insan olmanın unsurlarından bir tanesi de bu dünyaya karşı olan sorumluluklarımızdan getirmemiz gerekiyor.

Genç girişimcilerin bir iyi insan olmak açısından, iki dünyaya, global ticarete temas edebilmeleri ve başarılı olabilmeleri açısından bu sürdürülebilirlik konularını çok iyi ezberlemeleri ve buna göre yatırımlarını, işletmelerini şekillendirmeleri gerekiyor. Yani ister ticari baksınlar, ister insani baksınlar, kaçınılmaz bir şekilde genç nesillere de buna ilişkin olarak, tüketim alışkanlıklarında tercihleri, bu konulara dikkat eden kurumlara, şirketlere ve ürünlere hassasiyet gösterdiklerinde bunun içerisinde insan haklarından tutun, çalışan haklarından tutun, daha yeşil bir dünyaya kadar pek çok şeyin çok daha fazla öneme sahip olacağını ve bu çalışmanın meyvelerini vereceğine inanıyorum.

5 Kelime 5 His

Bi Demli Çay: Şimdi de beş kelime, beş his konseptimize geçiyoruz. Size özel seçtiğimiz kelimelerle ilgili hislerinizi bir cümleyle açıklamanızı rica edeceğim. Aile kelimesiyle başlayalım.

Nuri Turgut: Huzur ve mutluluk.

Bi Demli Çay: Hayal?

Nuri Turgut: Olmazsa olmaz. Başarının temel anahtarı.

Bi Demli Çay: Şans?

Nuri Turgut: Biriktirdiklerimle doğru orantılı. Herkesin karşısına çıkabilecek olan bir şey.

Bi Demli Çay: Sorumluluk?

Nuri Turgut: Birinci öncelik.

Açık Deniz
Açık Deniz'in yeni bölümlerini ve sponsorluk fırsatlarını keşfet.

Bi Demli Çay: Ve bence en güzeli geliyor: Manifatura.

Nuri Turgut: Hayatın, ticaret hayatımın başlangıcı, her şeyin başlangıcı. Bir ilk.

Bi Demli Çay: Tüm bu kelimeleri topladığınızda böyle vurucu bir cümle yapabilir misiniz? Gençlerin odağına otursun, var mı öyle bir şey aklınıza gelen?

Nuri Turgut: Elbette ki. Kısaca şöyle toparlamaya çalışayım: Hedefiniz çok büyük olsun. Huzuru ve mutluluğu yaşayacağınız bir evliliğiniz, bir aile hayatınız olsun. Başarıyı getiren şanstır ama şansı doğuran sizsinizdir. Bu şansı doğuracak, kendinize şans vermeniz lazım. Yapmanız gerekenleri hiçbir zaman ötelemeyin. Sorumluluklarınızı yerine getirin. Muhakkak hayat size çok güzel şeyleri sunacaktır.

Bi Demli Çay: Son olarak hayatınızda en son önemli öğrendiğiniz ders nedir?

Nuri Turgut: Zor bir soru. Bunu tabii kategorize etmek de çok zor. Her gün bir şeyler öğreniyoruz. Her gün öğrendiğimiz şeyleri büyüklüklerine göre, önemlerine göre sıralamak lazım ama bu sıralamayı yapmadan şöyle bir kısaca düşüneyim: İnsanın kalbinin çok önemli olduğunu, hatta babamın tabiriyle Müslümanın Kâbe'si olduğuna inanırım, insan kalbinin kırılmaması gerektiğini, çok dikkat edilmesi gerektiğine inanırım. Buna ilişkin olarak, en sert gördüğün insanda dahi aslında çok farklı bir duygusal dünya olduğunu gördüm en son. Ve insanların sadece bunu hayatın değişik aşamalarında pek çok kere yaşamama rağmen en son hiç olmadık birisinde, yani 180 derece zıt şartlara sahip birisinde çok daha farklı bir yürek olduğunu görünce, her insanın bir şansı hak ettiğini, muhakkak o kalbe dokunmak gerektiğini anladım. En son öğrendiğim budur.

Kapanış

Bi Demli Çay: Eklemek istediğiniz veya belirtmek istediğiniz bir şey varsa alabilir miyiz?

Nuri Turgut: "Bi Demli Çay" çok güzel bir isim, programınıza harika bir isim bulmuşsunuz. İnsanda sohbet etme isteği uyandıran, sıcaklık uyandıran, samimiyet uyandıran bir isim. Beni davet ettiğiniz için ben teşekkür ederim, gayet keyifliydi. Bu programı dinleyen bütün arkadaşlara, özellikle genç nesle sadece birkaç cümle ilave edeyim:

Hayatta muhakkak bir sürü problem var. Çok özel şanssızlıkla hayata başlayan, sağlık gibi, aile gibi, yokluk gibi pek çok insan var. Ama nacizane düşüncem, herkesin pek çok şey yapabileceği şeklinde. Mücadele etme gücünü, azmini ve şevkini hiçbir şekilde kaybetmeden, kendini doğru tanımlayıp hedeflerini doğru koyup bir yola girdiklerinde ben şuna inanıyorum ki, süresini bilemem ama belli bir süre sonunda insanlar ona saygı duyacaklar. Bu mücadele gücüne saygı duyacaklar, yaptıklarına saygı duyacaklar. Hakikaten kendisiyle, ailesi, çocukları, annesi, babası kendisiyle gurur duyacak. Onun için hiçbir zaman pes etmeden yolculuklarına başlamalarını öneririm.

Bi Demli Çay: Çok teşekkür ederiz bu keyifli sohbet için Nuri Bey.

Nuri Turgut: Ben teşekkür ederim.

Bu bölümde konuğumuz Nuri Turgut'tu. Gelecek bölümlerde görüşmek üzere.


Bölümü izlemek için

#Nuri-Turgut#Coton-Max#DESİAD#iş-hayatı#tekstil#girişimcilik#başarı#podcast

İlgili yazılar