Tüm yazılar
17 dk okuma

Özlem Kabel: Kadın Girişimcilik, Mimarlık

Denizli Mimarlar Odası Başkanı Özlem Kabel ile mimarlık kariyerinden girişimciliğe ve sürdürülebilir soğutma sistemlerine uzanan keyifli bir sohbet.…

Özlem Kabel: Kadın Girişimcilik, Mimarlık

Bi Demli Çay'da Mimarlık, Girişimcilik ve Sürdürülebilirlik: Özlem Kabel ile Sohbet

Bu hafta "Bi Demli Çay"da Denizli Mimarlar Odası Başkanı Özlem Kabel'i ağırladık. 1976'da Çeşme'de doğan ve mimarlık kariyerine Denizli'de başlayan Özlem Hanım, önemli projelere imza atmış, çok yönlü bir isim. Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden mezun olduktan sonra kendi ofisini açan ve 2017'den beri bir sanayi işletmesinde mimar olarak görev yapan Özlem Kabel ile annelikten Mimarlar Odası Başkanlığına, girişimcilikten sürdürülebilirlik projelerine kadar birçok konuyu konuştuk.

Mimarlık ve Girişimcilik Birlikteliği

Bi Demli Çay: Hoş geldiniz programımıza Özlem Hanım. Mimar kimliğinizin arkasında aynı zamanda Mimarlar Odası başkanı ve alindayır soğutma sistemlerinin kurucusu olarak iş hayatına devam ediyorsunuz. Hem bir anne hem bir iş kadını hem de sivil toplum örgütlerinde yer alan bir yapınız var. Şimdi sizi daha detaylı tanımak için sözü size bırakıyorum.

Özlem Kabel: Çok teşekkürler. Evet, ben Özlem Durdu Kabel. 48 yaşındayım. İki çocuğum var; birisi üniversiteyi bitirdi, birisi liseyi bitirmek üzere. Öncelikle annelik kimliğimi vurgulamak adına bunu söylüyorum çünkü "Çocuk da yaparım kariyer de yaparım" bir şekilde benim hayatımda şans buldu. Mimarım, 17 yıl aktif olarak mimarlık mesleğini yaptım. Çok da seviyorum, iyi ki de mimarlık okumuşum diyorum.

Buradan arada o mesajı da vereyim: Mimarlık eğitimi alan herkes her işi yapabilir. Arkadaşlarımızın umutsuzluğa düşmemesi lazım. Sektörün içinde olduğum için az çok yani üretim tarafında çok kıymetli, güzel bir mesleğiniz var. Evet, her alana nüfuz edebilen, çünkü her şeyden az çok anlaması gereken bir meslek.

Tabii sonra bu süreç içinde, 17 yıllık süre içinde eşimle birlikte alindayır soğutma sistemlerinin kuruluşunu da gerçekleştirdik. Bu maceraya başlarkenki ilk düşüncemiz şuydu: Avustralyalı bir firmanın ürettiği bir ürünü Türkiye'de üretebilir miyiz? Kuruluş motomuz buydu aslında. "Türkiye'de neden üretilemez?" dedik ve Türkiye'de sektör yaratmak üzere bu yolculuğa başlamış olduk. Üç yıl önce de topluma, Denizli'ye, mesleğime karşı borcumu ödemek adına Mimarlar Odası'nda başkanlık görevini üstlendim. Bu ikinci dönemimiz. Artık bundan sonraki süreçte de topluma hizmet etmek adına farklı görevlerde elbette bulunuruz. Onun dışında da tabii ki sektör anlamında çok şanslı bir sektördeyiz. Türkiye'de oluşturmaya çalıştığımız sektörde hem dünyaya faydalı hem de ekonomik anlamda bize artı değer sağlıyor. Bu anlamda ikisinden birden tatmin olabildiğimiz için yaptığımız işte bizi şu anda çok mutlu ediyor.

Bi Demli Çay: Alindayır dünya çapında artık bir marka olma yolunda ilerliyor. Anladığım kadarıyla bunu mimarlık kimliğinize borçlu musunuz?

Özlem Kabel: Tabii ki şöyle: Ben başta da söylediğim gibi, ilk şirkette böyle yedi yıl önce çok aktif olarak başladığımda şunu gözlemledim: Mesleki bilgi birikimi, üretim aşamasında da, marka tanıtım aşamasında da, birazcık da finansal anlamda eğitim alınca da finans aşamasında faydalı olabildiğimi fark ettim. Ve onun için hep bunu söylemeye başladım aslında. Bunu tecrübe ederek söylüyorum: Mimarlık eğitimi alan bir arkadaşımız her alanda başarılı olabilir. Bunu tecrübe ettiğimden kaynaklı aktarmaya çalışıyorum. Diyorum ki bakın, bir endüstri mühendisi kadar işleyişi, üretim prosesini organize edebilirsiniz. Çünkü zaten siz projeyi çizerken bu prosesi organize ediyorsunuz.

Bizim alindayır soğutmaya özel operatif soğutma sistemlerine özel de şöyle bir artımız var: biraz önce de bahsettiğim gibi dünya giderek ısınıyor. 2030'da bir buçuk derecelik bir ısınma bekleniyor, buzullar eriyor ve bizim karbon gazı salınımını Kyoto sözleşmeleriyle birlikte düşürmek üzere çok ciddi adımlar atmamız gerekiyor. Bu anlamda da bizim ürünlerimizin, soğutucularımızın artısı çok büyük. Neden? Karbon gazı salınımı yok, sıfır. Ve karbon gazı salınımının yaklaşık %50'sini sağlayan normal sistem klimalarının da alternatifi.

Bi Demli Çay: Peki aradaki fark ne? Yani normal klimalarla sizin soğutucularınız arasındaki en büyük fark ne? Karbon salınımı evet, teknik olarak ben mesela anlamıyorum. Bu klima ve sizin soğutucunuz arasında en büyük şundan dolayı karbon salınımlı azaltıyor dediğiniz nokta ne?

Özlem Kabel: Şöyle başlayabilirim: Mesela sistem klimaları mevcut dış hava sıcaklığı 40 dereceyken tüm o hacmi, 75 metrekare hacmi soğutmak üzere elektrik enerjisi harcar en başta. Ve bu harcadığı elektrik enerjisi sizin bulunmadığınız ortamı da soğutur. Doğal olarak da bir zaten elektrik enerjisinde çok ciddi sıkıntılar yaşayan bir ülkeyiz ve dışa bağımlılığımız çok yüksek enerji anlamında. Biz bunu %80 oranında azaltabiliyoruz öncelikle. Elektrik tüketimini azaltıyoruz. İki, bir gaz kullanır normal sistem klimaları ortamı serinletmek için. Bu gazın ortama saldığı şeyin adı karbon gazıdır. Yani o gazdan kaynaklı bir sıkıntısı vardır. Yani o borulardan geçen argon gazı sayesinde soğutma sağlar ve bu gaz da karbon salınımına neden olan bir gazdır. Ve bu da ne yapar? Dışarıda üniteleri vardır, o üniteler kompresörü çalıştırır. Sürekli o çalışan kompresörün sıcaklığı da dışarıdaki ortamın sıcaklığının artmasına sebep olur. Yani biz aslında iç ortamı soğuturken dış ortamı da ısıtmaya devam ederiz. Aslında binaların cephelerinin sıcaklığının artmasına neden oluruz. Tabii bu sadece klimalarla da olmuyor, işte asfalt yüzeyler, betonarme yüzeyler. Eğer siz bu ısıyı farklı çözümlerle absorbe etmeyi başaramazsanız, dünyamız ısınmaya devam eder. Biz bunun klima tarafında çözüm üretmenin doğru olacağını demeyeyim, çözüm üretebilen bir üretim safhasında, sektördeyiz. Klimaların ilerleyen süreçte, ki bu geçmişten de gelen bir soğutma sistemi, ilerleyen yıllarda bunlarla değişim yapılması belki de zaruri ihtiyaç haline gelecek.

Bi Demli Çay: Peki siz bunun nasıl farkına vardınız? Yurt dışından bu teknolojiyi gördüğünüzü anladım biraz önce kelimenizin başında. Nasıl farkına vardınız ve bu teknolojiyi nasıl getirdiniz Türkiye'ye?

Özlem Kabel: Aslında bu varmış, biz farkında değiliz. Ben bunu eğitim sistemimizin bir açığı olarak görüyorum. 2003'te benim eşimin çalıştığı firma, bu Avustralyalı firma bunu üretiyor, farkındalar. Bir firma çözüm istiyor. Bunlar çözüm üretebilmek adına da bu cihazdan bir tane getirtiyor. Ve sonra bu cihazı saklıyorlar bir yıl, deniyorlar, test ediyorlar. En sonunda da, yani ihtiyaç olduğunu biz hissediyoruz özellikle Denizli'de tekstil sektörü, işte toz, nem ve soğutma ihtiyacı ve tekstilden öte büyük hacimli alanların soğutulması ile ilgili ihtiyaç olduğunun farkındayız. Ama ondan ötesi çok daha önemli. Avustralya'da firma bunu nereden öğreniyor? İran'dan, Mezopotamya'dan. Neden? Sıcak bir coğrafya. Ve çözümü binalar için anlatabilirim, mesleğimle bağlantılı olarak. Çatılarda kubbe şeklinde bacalar vardır, oradan rüzgarı içeriye alıyorlar. İçeride küçük bir su birikintisi olur. Hanaylı evlerde de vardır bu. Mardin'de veya cami avlularında şadırvanlar da aynı işlevi görür. O rüzgar suyu sizi serinletir. Oraya gidiyor, bakıyor. Bir tane bir şey var, saman işte şey koymuşlar, ıslamı fan geçiyor falan filan. Avustralyalı firma bunu teknolojik hale getiriyor. Yani o basit sistemi teknolojiye çeviriyor. Biz komşuyuz ama gezip görürken fark edemiyoruz demek ki. Aslında sonra biz de bunun Türkiye'de olabileceğini düşünerek yerli üretime evirmeye çalıştık. Ama kendi tasarımlarımızı yaptık. İşte kendi fan tasarımımızı yaptık verimli olması adına, kendi pet tasarımlarımızı yaptık. Yani alıp direkt biz bunu "a evet kopyalayalım, yapalım"dan öte biz kendimiz bundaki eksikleri de düzelterek yapmaya çalıştık. Mesela bu aslında çok daha eskiye de gider. Bizim göçebe çadırları vardır ya, kıl göçebe çadırları. Önünde şey asarlarmış eskiden keçe yün keçeler vardır. Çobanlar falan da giyer, onun başka bir ismi de vardı da, onu ıslatıp çadırları serinletmekte kullanırlarmış esen rüzgarla. Evet. Yani aslında o sistem bu. Ve mesela deniz kenarında da aynı şey vardır. Sizin arkanızda dağ varsa denize esen meltem rüzgarı sizi serinletmez, bunaltır. Ama arkanızda dağ yoksa ve arkanız açıksa esen rüzgar sizi çok serinletir. Neden? Esen serinliği nemini bırakıp kendisini dışarı atar. Aslında tam temel prensip bununla ilgili.

Özlem Kabel'in Hayat Yolculuğu ve Mimarlar Odası

Bi Demli Çay: Peki şimdi çok güzel bir alindayır Soğutma Sistemleri bugüne geldi. Ama önemli olan Özlem Kabel. Şimdi Özlem Kabel'e geri döndüğümüzde, Özlem Kabel geçmişte hangi zorluklardan geçti de bugün bu aşamaya gelebildi?

Özlem Kabel: Yani şöyle anlatayım, ben devlet memuru bir anne babanın çocuğuyum. Eşimle de biz hayatı birlikte kurduk ve örgütledik. Eşim de köyde çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu. Bizim en büyük özelliğimiz çok inatçıyız. Yani insan kendisinin bunu ifade etmesi çok doğru değil ama şimdi sorduğunuz için bunu söylüyorum. Çünkü yani bir de bulunduğumuz ortamda ne yapabiliyoruz? Hep biz tartıştık. Üniversiteyi bitirmedim, çalışmak zorundayım. Ortaokul yazımdan beri çalışıyorum ben. Hep bu klişe söylenir ama çalışıyorum yani işte mobilyacıda çalıştım, üniversitede hep yazları stajları yaptım vesaire falan filan. Gene ben maaşla çalışıyorum, eşim maaşla çalışıyor. Sonra şirketi kurduk. Mimarlık alanında da, şeyde derim ha, bu inşaat sektörünün böyle tavan yaptığı döneme de denk geldik. Demek ki o da o dönemde çok şikayetçi değildik ama keşke o zaman sesimizi çıkarsaydık. Ve şey yaptık yani kendi yaşamımızı kurduk yani çalıştık hep. İlk başlarda iş bulmak, o çalıştığım dönemi anlatayım, 99-2000 krizi. Şu anki dönemi düşünün genç arkadaşlara hep onu söylüyorum. Kapı kapı iş aradım yani mimar meslektaşlarımızla. Ama hani bunu böyle demagoji olsun falan da anlatmıyorum yani. Her dönemin bir yükselişi ve her dönemin bir inişi vardır, mutlaka bunu görmek lazım.

Bi Demli Çay: 2001 yılında ben de o krizin tam içinde üniversite okuyordum mesela. Yani çok zor şartlarda okuduk biz de üniversitede.

Özlem Kabel: Evet, çünkü bütün işletmelerin battığı, tekstil şehrinde tekstilcilerin battığı bir dönem maalesef.

Bi Demli Çay: Peki sonra?

Özlem Kabel: Sonra tabii şöyle yani bunu çok biraz hayat şansı da lazım belki ama yani çıkıp evden sabah 8.30'da çıkıp işimizi yapmak üzere, işimiz odaklı sürekli bir üretimin içinde bulunduk. Yani böyle bir umutsuzluğa düşmedik, bir şeyde karşısına pes etmedik. İlk ofisi açtığımda hiç unutmuyorum, annem şey demişti: "Devlet memuru, ofis açıyorsun, kiraladın mı? 65.000 lira ofis kiran var. Batacak bu çocuk." Ya böyle nasıl ağlıyor! Çünkü onlar devlet memurluğundan gördükleri için aylık gelire karşılık bir harcama düzenine alışmışlar aslında.

Bi Demli Çay: Aslında böyle sizin bizim gibi yani kadın erkek fark etmeksizin bir girişimcinin en büyük engeli aileden gelen miras değil mi? Ne mirası bahsetmek istediğim konu biraz önce söylediğiniz gibi memur olmaları. Niye böyle bir riski almamışlar, görmemişler ve size de olumlu olumsuz etki yapabiliyor ister istemez.

Özlem Kabel: Tabii babam diyordu ki: "Kızım, gir bir belediyeye memur ol." Ama ben şeyi hatırlıyorum, ortaokul yazında ben söz vermiştim kendi kendime. Babamın Honaz'dan Güney'e tayinini yapmışlardı. Ben de demiştim ki asla devlet memuru olmayacağım. Onu çok iyi hatırlıyorum ya, onu söylediğimi biliyorum, çok üzülmüştüm. Çünkü babam oraya gittiğinde biz burada Denizli'de yalnız kalmıştık. Ve bunu söylediğimi çok iyi biliyorum. Yani bunun etkisi var mıdır yok mudur bilmiyorum. Belki bulsaydım, hani beni alsalardı bir devlet dairesine girer çalışabilirdim. Ama almadılar ve sonra yani o annemin o serzenişi haklı bir serzeniş aslında. Şimdi ofisi açacaksın, 65.000 lira o dönem için 2001'de, 2002'de onun için ciddi bir rakam. Ve üzülüyor yani hani benim için bir serzeniş, çünkü o onu görmüş. Sen ne yapıyorsun bunun üstüne? Farklı işte alanlar, şunu yapabilir miyiz, bunu yapabilir miyiz? Tırmalıyorsun işte hadi oradan şunu tutturayp, hadi şu işi yapalım falan derken bir şekilde üretimin içindeyiz. Tabii bu yaşadıklarımız da bizim üretimde o kendi şirket bünyemizde keyif almamıza veya empati kurmamıza veya neyi nasıl yapmamız gerektiğine de aslında çok destek olmuş bir süreç olarak görüyorum ben.

Mimarlar Odası'na gelince, tabii bu işleri yaparken de sosyal hayattan hiçbir zaman dışarıda kalmadık. Mesela ben ne işim olursa olsun odanın bir toplantısına mutlaka koşturarak giderdim. Çünkü insan hani tek böyle çalışmaktan ibaret değil, o alanlarda da kendisine mesleğine de katabileceği çok şeyler olabiliyor. O anlamda da arkadaşların şeylere gitmesi lazım. Yani bir toplantı var mesela, bir uğramaları lazım. Çünkü en azından kendisinin yalnız olmadığını hissettiren toplantı alanları.

Bi Demli Çay: Aynen öyle. Tam da bu konuyla alakalı size şöyle bir şey sormak istiyorum: Mimarlar Odası'nın yönetimine geldiniz, zaten yıllardır da üyesisiniz. Size kattığı şey ne? Yönetime gelince, başkanlık olunca size kattığı en büyük değer veya kıymet ne olabilir?

Özlem Kabel: Valla şu mikrofonda konuşuyor olmayı ben Mimarlar Odası'na borçluyum. Birlikte çalıştığım bir başkanım vardı benim 2012-2014'te. Şey demişti bana, çünkü biz ya işte bizim seçim sistemimiz biraz farklı. Ortamda karşılaştık, farklı listelerden gelip Özlem demişti, "Gelirdin toplantılara." Tabii benim ilk mezun olduğum 2001-2002'de en arkaya otururdum, heyecandan cümlenin sonunu getiremezdim. Oralarda da konuşa konuşa kendimi ifade ede ede. Ya ben mesela hep bu en büyük artıyı bu olarak görüyorum kendimde. Tabii bu işin esprisi bir toplumsal aslında özgüven geliyor. Yani topluma karşı bir özgüven gelişiyor. Ama şey de güzel yani mesleğinle ilgili, meslek örgütünle ilgili çalışmalar yapabilmek, mesleğin gelişimine katkı sunabileceğimiz tek şey bizim meslek örgütlerimiz. Başka bir alanda ben gidip başka iki mimarla bunu tartışsam çok bir anlamı olmuyor yani. Ama ben kendi odamda bunları tartışmaya başladığımda daha fazla sayıda kişiye ulaşabiliyorum. O anlamda çok büyük yönetmelik öğreniyordum mesela. Büyüklerimden nasıl fiyat veriyorlar onu öğreniyordum mesela. Geliyordu birisi diyordu ki mesela bu balkonu ben şöyle yaptım, belediye şunu yaptı falan diyordu. "Ha" diyordum, "demek ki benim bunu yapmamam lazım" diyordum mesela.

Bi Demli Çay: Aslında farkına varmadan orada bilgi birikiminden tecrübe edinmiş oluyorsunuz.

Bi Demli Çay · Shot
Sen de hikâyeni kısa formatta paylaşmak ister misin?

Özlem Kabel: Aynen öyle. Evet, onlarla bir araya geliyorduk. Bütün aslında odalar ve meslekler için bu geçerli. Keşke daha bütün odalar böyle etkin olabilse.

Bi Demli Çay: Mimarlar Odası o konuda biraz etkin sanırım.

Özlem Kabel: Tabii şöyle, mimarlar hep bir farklıdır. Hep biz öyle deriz, "mimarlar ve diğerleri" esprisi döner. Biz daha böyle mühendisler biraz daha böyle şey bakarlar direkt bakarlar, biz biraz daha geniş meslek icabı bakarız ve daha böyle sosyal tarafı da yüksektir bizim mesleğin. Bu eğitim sürecinden de başlayan bir şey aslında. Tüm bağlı olan diğer arkadaşlarımız da elbette ki ellerinden gelen her şeyi çok fazla yaparlar ama bizim sosyal yönümüz dolayısıyla biraz daha karşılık buluyor halk tarafından diye düşünüyorum.

Bi Demli Çay: Dokunduğunuz alan daha genişle ilgili. Yani her sektör sizin aslında dokunduğunuz bir nokta.

Özlem Kabel: Kesinlikle öyle. Onunla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Bir Anne, Bir Lider: Özlem Kabel'den Gençlere Mesajlar

Bi Demli Çay: Şimdi size bir 5 kelimelik hazırlık yaptık. Her kelimeyi bir cümleyle, o anki hissiyatınızı almak istiyorum. Hazır mısınız?

Özlem Kabel: Tamam, hazırım.

Bi Demli Çay: Mimarlık.

Özlem Kabel: Muhteşem!

Bi Demli Çay: Gönüllülük.

Özlem Kabel: Toplum.

Bi Demli Çay: Güneş.

Özlem Kabel: Kızım.

Bi Demli Çay: Çeşme.

Özlem Kabel: Doğum yerim.

Bi Demli Çay: Cumhuriyet.

Özlem Kabel: Kadınlar.

Bi Demli Çay: Peki bu beş cümleyle, beş kelimeyle birlikte böyle bir kuple bir şey var mı çıkabilecek?

Özlem Kabel: Çıkar. Benim kızım bir kadın. Cumhuriyet sayesinde şu an eğitim aldı ve toplum için gönüllülük esasına o da çalışmaya devam edecek eminim.

Sürdürülebilirlik ve Toplumsal Sorumluluk

Bi Demli Çay: Günümüzün en önemli konularından biri olan sürdürülebilirlikle ilgili size bir sorum var. Topluma ve çevreye yönelik pozitif etkiler yaratmak için yürüttüğünüz sürdürülebilirlik projeleri nelerdir?

Özlem Kabel: Evet şimdi şöyle, artık biliyorsunuz yeni dönem şirketlerde ve şirket amaç ve vizyonlarında topluma sunduğun katkılar ön planda. Yani eskiden sadece tabi bunu yapan firmalar mutlaka vardı ama şimdi bu özellikle ön planda tutularak iş seçimi, ürün seçimi, marka seçimi yapıldığını hepimiz biliyoruz. Bu anlamda biz gücümüzün yettiğince şirketimizin tabii aslında ürettiği ürünler de bu şekilde olduğu için biz aslında sürdürülebilir bir dünyaya kendi ürünlerimizle, soğutucularımızla katkı sunmaktan çok mutluyuz. Ama bunun dışında da şunu yapıyoruz, şuna inanıyoruz: Şirketimizdeki şu an yaklaşık 200 kişiyiz. 200 kişiyi değiştirip dönüştürdüğümüzde onlar ailelerini ve aileler de çocuklarını dönüştürülebilir. En baştaki mottomuz ve burada kadın en önemlisi. Ve burada kadınlardan bizim şu anda yaklaşık yüzde 35 kadın çalışanımız var. Ve kadın çalışanlarımızın sağlık, çocuk, işte onların eğitimleriyle ilgili şirketin katkı sunabileceği her şeyle önce şirketten başlayarak yapmaya çalışıyoruz. Bunun dışında bir tane startup projesinin destekçisiyiz şu anda sürdürülebilirlikle ilgili.

Bunun dışında da şunu da anlatmadan geçemeyiz: Kendi sektörümüzün dünyanın geleceğiyle ilgili olduğunu iklim krizinin çok ilişkili olduğunu bildiğimiz için geçtiğimiz Şubat ayında 15 tatil sürecinde 350 tane lise öğrencisinin sadece kendi organizasyonlarıyla yaptıkları bir projeye destek olduk. Hem teknik eleman anlamında üniversiteden hocamız profesör hem de bizde çalışan işte teknik personellerimiz, makine mühendisimiz, gıda mühendisimiz, ziraat mühendislerimizle birlikte çocuklar bir çalıştay yaptılar. Üç gün boyunca çalıştılar ve ortaya çok güzel projeler çıkardılar. Ve bu projelerin beş adedini seçtik biz. Şimdi onların sonuç olmayabilir, nereye ne kadar ilerleyebileceği konusunda da üniversitedeki hocalarımızla çalışmalara devam ediyoruz.

Açık Deniz
Açık Deniz'in yeni bölümlerini ve sponsorluk fırsatlarını keşfet.

Bi Demli Çay: Çok güzel!

Özlem Kabel: Evet, ve lise öğrencileri olması bizim için çok önemliydi. Üniversitede bir şekilde siz bu mesleğe dokunuyorsunuz ama lise öğrencilerinin bu konuya ilgi duyuyor olması hem iklim, çevre, ülkelerine, dünyaya ilgilerini artırabileceğini düşündüğümüz için böyle bir şey yaptık. Bu tip organizasyonlarda da bulunmayı tercih ediyoruz. Tabii önümüzdeki dönemler içinde kafamızda çok fazla projeler var. Bu ve sivil toplum örgütleriyle çalışmanın bu kente bir borç olduğunu da biliyoruz. Oralarda da etkin rol alarak bunları sağlamaya çalışıyoruz. Gücümüzün yettiğince bunları yapmak istiyoruz ve yapıyoruz.

Bi Demli Çay: Sizi ve firmanızı bu konuda yaptığınız çalışmalardan dolayı tebrik ederim, ayrıca kutluyorum.

Özlem Kabel: Çok teşekkür ederim, sağ olun Esat Bey, çok sağ olun.

En Zorlayıcı Mimari Proje ve Genç Mimarlara Tavsiyeler

Bi Demli Çay: Programımızın keyifli aşamalarından bir tanesine geldik. Hazırladığımız üç zarfımız var. Bir tanesinde "ilk", birinde "son", birinde de "en" yazıyor. İçlerinde bunlara özel, size özel hazırladığımız sorular var. Her biri ayrı ayrı. Zarfı seçmenizi isteyeceğim.

Özlem Kabel: Turuncuyu seçeyim ben ya. Çok canlı ve güzel bir renk, sıcak bir renk. "Boş" diyormuşum! Evet, "en" çıktı. En'lerden size bir soru soracağım. En kelimesine özel. Güzel. Mesleğinizle alakalı...

Bi Demli Çay: En zorlandığınız mimari proje hangisiydi?

Özlem Kabel: En zorlandığım mimari proje şöyle: Konut projeleri yaptım genelde. Konut projelerinde çok zorlanmadım. Ah evet, hatırladım. İlk müşterimde çok zorlanmıştım ama şeyden dolayı değil. O Serinhisar'da bir kuruyemiş satış mağazası yapmak istiyor yol üzerinde. Tabii ben onun o kadar böyle yaş ortalaması biraz 50, o zaman 53-54, ben 24-25 yaşındayım. Şey böyle çok hayalci düşünebileceğini hissetmedim, düşünmedim işin gerçeği. Ben kübik bir şey hazırlamıştım. "Olur mu kızım?" dedi. "Ya ben" dedi, "böyle" dedi, "oval bir şey istiyorum" dedi. "Böyle" dedi, "burada bir kule çıkacak" dedi. "İşte" dedi, "o kuleye" dedi, "karşıdan bakacaklar" dedi falan filan. O projede çok zorlanmıştım. Hatırladım şimdi. Sağ olsun Şükrü amca, gelip giderken de uğruyorum hep. Evet, en zorlandığım proje olmuştu demek ki.

Bi Demli Çay: Gençliğiniz döneminde yani o ilk işe başladığınız dönemde değil mi? En zor gelen proje o.

Özlem Kabel: Hayır, aslında şöyle, kendime de kızmış olabilirim aslında. En kızdığım da diyebilirim ben mesela. Neden onun kadar hayalci davranmadım orada?

Bi Demli Çay: Evet, o da size bir şey öğretti.

Özlem Kabel: Bir şey öğretti. Yani ben "bu böyle istiyordur" deyip önyargılı davranmışım demek ki. Çok kötü bir şey yani. Evet, en tecrübe etmem gereken.

Bi Demli Çay: Programımızın yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Buradan eklemek istediğiniz, gerek programımızla ilgili gerek gençlere mesaj olarak böyle eklemek istediğiniz birkaç cümle varsa sevinirim.

Özlem Kabel: Şöyle: Gençler umutsuz olmasınlar. Ben hep gençlere onu söylüyorum: Umutsuzluk diye hiçbir şey yok. Her şey yoluna girer. Yeter ki biz bu işin içinde var olmaya çalışalım. Programınız da çok iyi. Artık sistem dönem buna doğru ilerliyor ve çok güzel, çok mantıklı bir Spotify kullanıcılığı. Bunu şey yap yani eğitim alanlarında veya siz de tecrübeli bir üretimden gelen arkadaşımız yaygınlaştırsanız etkili ve faydalı olacağını düşünüyorum. Tebrik ediyorum sizi yaratıcılığınız konusunda.

Bi Demli Çay: Sizin programınız, bizim programımız aracılığıyla da tekrar söylemiş olalım: Instagram, YouTube ve Spotify'da var olacağız. Konseptimiz o yüzden hem böyle podcast havasında oluyor. Evet evet. Son olarak, hemen aklımda kaldı unutmamak için, mesleğinizle orantılı, mesleğinizle ilgili genç arkadaşlar var piyasada, hem mesleğe başlayacaklar hem çalışanlar. Onlara tavsiyeniz var mı? Mimarlık mesleğiyle alakalı.

Özlem Kabel: Evet. Mesela ben öğrenci arkadaşlara şunu söylüyorum: Çok güzel okuyun. Yani ben geriye dönseydim üniversite hayatımda hocalarımın her söylediğini daha da içselleştirerek yapardım ve daha güzel okurdum. Yani keyif almak, keyif alarak okumaya çalışırdım. Çünkü şimdi bize o yaşta şöyle geliyordu: Ya bir an evvel bitirelim, okul hayatımız bitsin, çalışmaya başlayalım, para kazanmaya başlayalım, işte evlenelim, askere gidelim, başka bir şey yapalım falan filan. O dönemi çok daha verimli geçirmeye çalışsınlar. Ben hep şunu söylüyorum: Keşke bana tekrar bir mimarlık okutsak, okurdum. O dönemi çok daha iyi değerlendiririm.

Şu anki böyle o zihnimizle, geri aldığımızda. Geri say bu yaşımda o gençliğimde ol. Hepimiz için aynı bu yani. Döndüğümüzde ben okulu okurken şunları yapardım ya da şunu şu şekilde yapardım. Daha iyi fotoğraf çekerdim mesela, daha çok yapı gezerdim. Ya bunu yapsınlar. Genç, yeni mezun arkadaşlarımız da şunu yapmaya çalışsın: Dünya artık şuna gidiyor. Ben mesela mezun olduğumda biz mimarlıktan emekli olurduk diye bakıyorduk ama okuduklarımız, araştırmalar şunu söylüyor bize: Beş yılda bir artık insanların meslek değiştirmeye yönelmeye başladıkları. Doğal olarak da kendilerini geliştirmeye çalışsınlar. Yani entelektüel bilgi birikimleri, network'leri, okudukları şeyler. Yani sosyal medyayı daha çok orada kıyafet, video, işte komik videolar izlemekten kullanmaktan öte, bilgiye erişim çok kolay. Bunları kendilerini geliştirmek üzere kullanmayı öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü belki de illaki mimarlık demek proje çizmek demek değil. Belki de illaki mimarlık demek inşaat yapmak demek olmayabilir ama ceplerinde hep mutlaka bir artı bir şey bulundurmaları çok önemli. Ve çok güzel resim yapıyordur mesela, gitsin resim çizmeyi denesin. Bir tane çocuk videodan şey öğrenmiş, İngilizce öğrenmiş, gitar çalmayı öğrenmiş falan geçenlerde izledim. Ya bunları yapabilmek çok güzel. Şu an bilgi ayağımızın altında ama biz öğren öğren görme... Evet, buna önem verirlerse çok daha güzel olur. Bir anne gibi konuşmuş olayım burada.

Bi Demli Çay: Çok teşekkür ederiz.

Özlem Kabel: Rica ederim, ben teşekkür ederim. Bizim için çok keyifli bir programdı. Çok teşekkür ediyoruz. İzninizle programı kapatıyorum.

Özlem Kabel: Teşekkür ederim, çok teşekkürler davetiniz için de. Hepinize kolaylıklar diliyorum.


Bölümü izlemek için

#Özlem Kabel#Alindayır#Mimarlar Odası#Kadın Girişimciliği#Sürdürülebilirlik#Soğutma Sistemleri#Bi Demli Çay

İlgili yazılar