Sedat Doğaç: Doğaç Yapı Mirası ve Motor Tutkusu "Bi Demli Ç…
Doğaç Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Doğaç, "Bi Demli Çay"ın ilk bölümünde babadan miras çilingirlik zanaatinden, motor tutkusuna, Doğaç Yapı'nın hikayesine uzanan keyifli bir sohbetle sizlerle.

Doğaç Yapı'nın Köklü Mirası: Sedat Doğaç ile Bir Demli Çay Sohbeti
"Bi Demli Çay" podcast serisinin ilk bölümünde, Doğaç Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Sedat Doğaç'ı ağırladık. Kendisiyle, babası Zekai Doğaç'tan miras kalan çilingirlik zanaatinden, sektördeki dönüşümlere, motor tutkusundan kurdukları özel kulübe ve Doğaç Yapı'nın günümüzdeki başarılarına uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Sedat Bey'in müzeyi andıran ofisinde, bir valizdeki anahtar makinesiyle başlayan ve bugün dev bir kuruluşa dönüşen Doğaç Yapı'nın bilinmeyen hikayelerini dinledik.
Bi Demli Çay: Sedat Bey, programımıza hoş geldiniz. Öncelikle sizi tanımayanlar için Sedat Doğaç kimdir, neler yapar, yaşam tarzı nasıldır biraz kendinizden bahseder misiniz?
Sedat Doğaç: Hoş bulduk, çok teşekkür ederim. Beni böyle onur ettiğiniz için minnettarım. Beni de biraz heyecanlandıran bir program oldu. Ben 1970 Denizli doğumluyum. Annem ve babam her ikisi de Denizlili. Bu şehirde doğdum, bu şehirde büyüdüm. Eğitim hayatım kısa olmasına rağmen Denizli’de geçti. Çok küçük yaşlarda ticarete atıldım ve ticaretle birlikte bugünlere geldik.
Babam Denizli Sanat Okulu'ndan mezun olduktan sonra İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümüne gidiyor, 1961-62'li yıllarda. Maddi imkansızlıklar nedeniyle, el yatkınlığından dolayı bir Yahudi ustanın yanında çilingir mesleğine başlıyor. Orada anahtarcılığı ve kilitle ilgili konuları öğreniyor. 1963 yılında sanırım, İstanbul'da bir Yahudi ailenin yanında çilingir mesleğini öğrenmeye başlıyor. Aynı zamanda eğitimine devam ediyor fakat okulun üçüncü yılında ailevi sıkıntılar nedeniyle Denizli'ye dönmek zorunda kalıyor. Buraya döndüğünde de Çınar'da, şimdiki Merkez Bankası'nın olduğu yerde küçük bir kulübede işe başlıyor. İstanbul'dan getirdiği manuel bir anahtar makinesiyle başlıyor bu işe. Bu makineyi otobüsle getirirken "Bu ne?" diye sordukları, mermi makinesi sandıkları gibi ilginç bir hikayesi de var. O zamanlar Denizli'de çilingirlik yoktu. Babam orada anahtar yapımı, kilit tamiri gibi işlere başlıyor. Mesleğin kökeni burası aslında.
Bi Demli Çay: Sedat Bey, iş hayatınızın dışında, rutin bir gününüz nasıl geçiyor? Nelerden hoşlanırsınız?
Sedat Doğaç: Konuyu bir anda değiştirdik ama güzel oldu. Ben çok küçük yaşlarda ticarete atılınca, küçük bir motosikletim oldu. Onunla işe gidip geliyordum. Bu hikayeyle başlayan motor tutkum, bugün çok büyük bir hobiye dönüştü. Keşke o ilk motorumu saklayabilseydim. Yani o benim hayatımın bir parçası, en büyük hobim. Kimi denize girmeyi sever, kimi dağa çıkmayı, biz motor binmeyi seviyoruz. Yaklaşık 16-17 yıldır profesyonel motor kullanıyorum. Eşimle de birlikte biniyoruz.
Bi Demli Çay: Hatta Avrupa turları da yapmıyorsunuz galiba?
Sedat Doğaç: Evet, pandemi sürecine kadar her yıl gidiyordum. İki yıl pandemide gidemedik, inşallah yine başlarız. Kulübümüz de var, özel bir kulübümüz. Yılların içerisinde kemikleştiğimiz arkadaşlarımızla, birlikte keyif aldığımız yolculuklar yaptığımız 5-6 arkadaşız biz. Sürekli konuştuğumuz, "Akşamüzeri iş çıkışında oturup buluşabileceğimiz, motorlarımızı koyabileceğimiz bir garajımız olsun" düşüncesiyle bir yer bulduk. Eski, iki katlı bir binaydı. Bir arkadaşımızın da desteğiyle harika bir yer yaptık. Tam bir yıl oldu orayı yaşamaya başlayalı. Motorlarımız orada. Orası bizim garajımız gibi, keyif aldığımız alanımız. Dostlar özellikle, biz altı kişi ev sahibiyiz ama motorcu arkadaşlarımız bizi sık sık ziyaret ediyor. Mekanımızın bulunduğu lokasyon da çok güzel, Denizli’nin Çamlık bölgesinde.
"Motor bir tutku benim için. Onunla bir yola çıktığımda bir günde 900 kilometre yol yaptığımı biliyorum. O özgürlüğümüz, o huzurumuz, kafamızda hiçbir şey kalmıyor. O da keyif veriyor, o da bir tutku işte."
Bi Demli Çay: Bu motorculuk tutku mu, hobi mi, yoksa bir yaşam şekli mi oluyor? Özellikle meraklıları için sormuş olalım.
Sedat Doğaç: Aslında birçok değerlendirme yapabiliriz. Bugün birçok kişi motora biniyor, bu kültürün Türkiye'de hızla geliştiğini görüyorum. Ama hala yol almamız gereken şeyler var. Motor birincisi, ulaşım aracı olarak çok güzel bir araç. Ben hep söylerim eşime, sabahleyin saat sekizde kırmızı ışıkta Denizli merkezde durduğunuzda, on araç geçiyorsa dokuzunda tek kişi vardır. Toplu taşıma kültürümüz gelişmediği için motor Denizli’de iklimsel olarak da dokuz on ay çok rahatlıkla kullanılabilecek bir araç. Ama bu araç kısmının haricinde motor benim için bir tutku. Bir yola çıktığımda bir günde dokuz yüz kilometre yol yaptığımı biliyorum. Bu her zaman olan bir şey değil ama yurt dışı seyahatlerimde yapmıştım. Normalde günde dört yüz beş yüz kilometre yol yapabildiğimiz bir tutku. Ve bunu yaşarken o özgürlüğümüz, o huzurumuz, kafamızda hiçbir şey kalmıyor, o da keyif veriyor.
Bi Demli Çay: Aynı zamanda yaptığınız bir meslek var. İçinde bulunduğumuz bu ofis ve sattığınız ürünler, bunlar da bir ilgi alanı, bir hobi mi sizin için?
Sedat Doğaç: Aslında programın başında, babamın hikayesiyle başladığımı devam ettirmek istiyorum çünkü finale gelmem için o yol haritasını bir anlatmam lazım. Babam 1966-67 yılında Merkez Bankası'nın olduğu yerde bu işe başlıyor. Sonra diyorlar ki "1970'te burası Merkez Bankası olacak, boşaltın." Babam da oranın tam karşısında, şimdiki Orhan Evran İş Merkezi'nin olduğu yerde, üç katlı bir bina vardı. Altında iş yerleri, üst katlar daireydi. Giriş kapısının bir kanadını çıkarıp oraya 90 santim eninde bir dükkan kurarak taşınıyor. 1970 yılında hikaye orada başlıyor, benim doğum tarihim. Anahtarcı bir babanın oğlu olarak 1970 yılında doğuyorum.
İlkokulu bitirdikten sonra, 1982 ilkbaharında Pamukkale Ortaokulu'nda bir yıl okuma şansım oldu. Bu arada benden sekiz yaş büyük olan amcam Recai Doğaç da, 78-79'lu yıllarda okulu bırakıp babamın yanında bu mesleği öğreniyor. Babam 1979'da Bayramyeri Belediye ışığında bir dükkan satın alıyor. Babam oraya geçiyor, amcam Çınar'daki dükkanda kalıyor. Üç yıl orada çilingirlik yapıyor amcam. Sonra 82 yıllarında amcam askere gidecek olduğunda ben de "Okumayacağım" dedim. Tabii ikna etmeye çalışsalar da olmadım. Amcamı bahane ederek okulu bıraktım, o işi yapmak istedim. Amcamın yanına çok giderdim. Babalarımız sağ olsun, altı yaşlarında sanayiye hep götürürlerdi, sanayinin tozunu toprağını yuttuk.
Bi Demli Çay: Kaç yaşındaydınız o zamanlar?
Sedat Doğaç: Ben 12 yaşındaydım. 1982 yılı 1 Kasım'da amcamın yanında başladım. 7 Kasım'da da amcamı askere uğurladım. Altı gün sonra o askere gittikten sonra bir buçuk yıl boyunca orada yalnız başıma çalıştım. Babam uzaktan kumandayla, "Şöyle yap, böyle yap" diyerek destek oldu. Çok sıkıştığımda çarşıya gidip geliyordum. Yani o yaşta, 12 yaşında bugün gençleri düşündüğümüzde, akıl almaz bir şey.
"Okulumuz dışında eğitim hariç her konuda şanslıyım bu konuda hissediyorum."
Sedat Doğaç: Daha sonra 1984'ün Mayıs ayında amcam askerden geldi. Tekrar birlikte aynı mekanda çalışmaya başladık. Babam bir dükkan daha açalım diye düşünüyordu, artık üçümüzün birer tane olacaktı. Babam baktı bizde bir yol var görünüyor. Sonra sağ olsun, o özgür bırakmasının verdiği özgüven var bizde. Bir de Demirciler Caddesi'nde bir dükkan almıştı babam, yine 16 metrekare bir dükkan, şu an aktif olarak kullanılıyor. Babam amcama dedi ki, "Askerden geldin, istiyorsan bu dükkanı sana vereyim, Çınar'daki senin olsun." Hani yıllarca neyin geçti, kendi işini yap dedi. Ama istersen "Demircilere gel, burada ikimiz yüzde elli yüzde elli ortak olalım." deyince amcam oraya gitti babamla ortak. Babamın kendi dükkanı var, ben de Çınar'daki dükkandayım, bölündük biz.
1985 yılının Mayıs ayında, 1987 yılında Ramazan ayları yaza denk gelirdi, şimdiki gibi. Biz de her akşam amcamla teravihe giderdik, Ramazan aylarında teravih öncesi veya sonrası sohbetlerimizde amcam dedi ki, "Benim olduğum bölge çok hareketli, Demirciler Caddesi. Orada yalnız anahtarcılık değil, kilit satalım, kapı kolu satalım." Böylece biraz daha ticarete yönelmek gibi oldu. Amcam böyle yazın sohbetler yaparken, "Tamam amca" dedim. Bana dedi ki "Gel buraya birlikte yapalım. Ben bunu tek başıma yapamam, ikimiz çalışalım orada, senin dükkanı kapatalım." 1987 yazıydı. Tabii biz bunu babaya söyledik. Babam kızdı, "Oturun oturduğunuz yerde, nereye gidiyorsunuz siz?" dedi. "Kaç, siz bunları tecrübeleri bilmiyorsunuz." Biz biraz böyle üç beş ay inat ettik, "Şöyle olur, böyle olur" derken babam kabul etmiyor bir türlü. Ben de "Neyse" dedim. 31 Aralık 1987'de ben kapıyı kapattım. 1 Ocak'ta anahtarı evde bıraktım, amcamın yanına gittim.
1 Ocak 1988'de biz amcamla artık Demirciler Caddesi'nde çalışmaya başladık. Bu arada benim bıraktığım dükkanı babam altı ay boyunca boşaltmadı, orası kiraydı. "Geri döneceksin" dedi. Ben "Dönmeyeceğim, amcamla çalışacağım" dedim. Sonra biz tabii çok güzel bir boşluktu, çok güzel bir süreçti o yıllar. 1988 yılı bizim için bir dönüm noktasıydı. Birlikte çalışırken, o 16 metrekarelik dükkanımızda kapı kolu satmaya çalışıyoruz, kilit satmaya çalışıyoruz derken, dolap kulpu satmaya başladık. İnsanlar istiyor, menteşe istiyor derken, hırdavatçılığa adım adım yürümeye başladık. Ama tabii kökümüzden gelen bu anahtarcılık bizi bırakmıyor. Onu bırakmayınca, hayalimizde de amcamın daha çok hayaliydi bu, üretim yapmak, imalat yapmak. Amcam "Kilit üretelim" diye tutturuyordu. "Üretilir mi" falan derken o çok azimli bir adam. Tabii beni de ikna etti. Kilit yapacağız, İstanbul'da belki kalıpçılar buldu, vs. 1989'lu yıllarda, para da kazanmaya başladık.
Bi Demli Çay: Üretmeye mi başladınız sonra?
Sedat Doğaç: 1990'a geldiğimizde amcam dedi ki, "Tamam, biz bu işi yapacağız." Yine babaya gidiyoruz, o bizim ortağımız tabii. Babaya gidiyoruz, babam diyor ki, "Oğlum ne yapıyorsunuz siz, bu iş kolay değil." "Baba biz yapacağız" diye direttik. Babayı nasıl ikna edeceğiz? O bize böyle duvar örmeye çalışıyor falan derken, çok baskıcı değil ama akıl vermeye çalışıyor, haklı olarak. Biz bütün altyapıyı hazırladık. İstanbul'da kalıplar nasıl yapılır, nereden ne olur. Babaya bir teklifle gittik, yani amcamla ikimiz: "Sen bizi azat et. Bu dükkan babamın, yarısı amcamın. Sen bize bir pay ver, şirket kuracağız. Senin dükkanında da şube yapalım, bizim şubemiz olsun. Sen de hiç algıya vergiye de karışma, dükkanında çalışmaya devam et. Bizi de azat et, biz bu işi yapacağız." "Ne haliniz varsa görün" dedi. Sonra biz 1990 yılının Eylül ayında Doğaç Yapı Limited'i kurduk, o zamanki ismiyle Doğaç Kilit Limited.
1990'da ne yaptık? Bağbaşı'nda bir atölye kiraladık. O atölyeye kalıplarımız, makinelerimiz vesairelerimiz geldi. 1990 Eylül'de şirketle birlikte üretime başladık. Tabii küçücük bir atölye, 200 metrekare bir atölyemiz vardı. O zamanın şartlarında bu işler hiç kolay değil.
Bi Demli Çay: Bu şekilde kaç yıl devam ettiniz?
Sedat Doğaç: 1990 Eylül'de şirketle birlikte biz üretime başladık. Ben tabii direk imalatın başındayım, amcamla birlikte. Amcam ticaretin başındaydı. 1997'ye kadar imalatımız devam etti. Bu arada şu an bulunduğumuz bu iş yerimizin arsasını satın almıştık. Çok güzel, kilit imalatı yapmak için almıştık. Hayallerimiz fabrika kurmaktı. Yedi yıl kapı kilidi ürettik. Bu arada onun ticaretini yaptık. Mobilya hırdavatı, çilingirlik de devam ediyordu. Fakat 1996-97 yılına geldiğimizde, buranın temelini attığımızda imalat yapacaktık ama o yıllarda Çin'den bizim sektörümüzde inanılmaz bir ithalat furyası vardı. Elimizdeki ekipmanlar, makine parkurumuz çok iptidai kalmıştı. Bunları yapacak bütçemiz de yoktu, makinelerimizi yenileyecek durumumuz da yoktu. Kar marjları çok rekabetçi noktalara geldi. Radikal bir karar alarak dedik ki, "Biz imalatı bırakıyoruz, yapmayacağız." Tabii o günkü ekonomik şartlar ve Çin'in tüm dünyayı zorlayan üretim yeteneği birçok firmayı sürüklemişti. Mecburen biz de radikal bir kararla burayı artık dedik ki madem öyle, biz ticaret yapacağız. Yapacağımız ticaret de kilide bağlı olarak kapı koludur, menteşesidir, Mobilya sektöründe hizmet verecektik.
1997'nin 18 Ağustos'unda şu anda bulunduğumuz bu mekanı müşterilerimize açtık. Halen 25 yılı aşkın bir süredir faaliyet gösteren bu lokasyonun temelleri bizim için büyük bir şeref. Burada bu kadar yılı birlikte, birçok şeyi yaşadık. Birçok ticari tecrübe, çocukluktan gelmeme rağmen o yıllar bizi pekiştirdi, pişirdi. 97 Ağustos'unda burada başlayan hikayede burayı açtık. Amcam dedi ki bana, "Sen dedi burada dur. Burayı kapatmayalım, belki oraya müşteri gelir gelmez. Belki geri dönerim." Amcam bir yıl, "Sen burada kal." Bu sefer amcanız babanızın geçmişte yaptığını yapmış.
Sedat Doğaç: Evet, aynen öyle. Sonra dedi ki, "Sen burada kal, ben bir gideyim. Müşteri gelir gelmez bir bakalım." Tabii burası da 400 metrekare oturuyor, bu bina beş katlı. Mal da yok, dolduramıyoruz. 16 metrekarelik dükkandan buraya gelmek biraz şeydir tabii. Depolarımız falan vardı, onları toparladık buraya. Sonra amcam buraya geldi. 18 Ağustos'ta öyle bir şey oldu ki Eylül sonunda ben orayı kapattım, buraya geldim. Bu, Doğaç markasının aslında esnaflıkla, dürüstlükle, babamdan gelen çevreyle bir şekilde oturduğunu gösteren bir durum. 18 Ağustos'ta açıp, ne olur ne olmaz diye 97 yılındaki Denizli'den konuştuğumuzda, bu lokasyonda sanırım doğru düzgün bir işletme ya da yaşam yokmuştu. Bir buçuk ayda orayı kapatma kararı alabilecek seviyede burada iş yapacak potansiyel görmek, ciddi bir markanın oluşumudur. Sektörden kopmayarak, aynı sektörün birbirine bağlayıcı ürünleriyle, hem son tüketiciye hem de üreticiye ham madde anlamında tedarikçilik yapıyorsunuz bugün.
Bi Demli Çay: Bu süreç ne zamana kadar devam etti?
Sedat Doğaç: Evet, bu süreç artık böyle adım adım, adım adım 2014 yılına kadar bu şekilde geldik. Ve yıllarca birlikte. 2014 yılında amcam, "Ben çalışmak istemiyorum" dedi, "Emekli olmak istiyorum, yoruldum." "İstersen dedi birlikte burayı kapatalım" dedi. "Sen de bilirsin." "Bölüm amca, ben seviyorum, kapatsam ne olacak? Yaşım daha çok genç."
Bi Demli Çay: Gerçekten kapatıp bu işe tamam mı demek, ya da başka bir şey yapayım demeyi düşündünüz mü abi?
Sedat Doğaç: Yok, hiç düşünmedim. Amcamın teklifiydi bu, o çalışmak istemiyordu. Ben de dedim ki, "Amca tamam o zaman sen çalışma. Bana yetkiyi ver, her şeyi bana bırak. Sen yine şirketin ortaklığına devam et." "Yok" dedi, "Ben öyle. Ben ticaret anlamında her şeyi bitirmek istiyorum." "Peki amcam o zaman bana yardımcı ol, madem öyle ben bu işi yapacağım, yapmak istiyorum. Yaşım genç çünkü. Ben burayı seninle bıraktık, benim yapacağım iş yine bu, öyleyse sen de bana destek ol o zaman. Bana burayı tamamen devret. Ben de sana ne gerekiyorsa pozisyonu bir yere getireyim."
2014'te evet, böyle konuşulmaya başlandı. 31 Aralık 2014 yılında resmi olarak da amcam şirketi bana devretti. Kendisi emekli oldu. 2015'ten itibaren şirketin yönetimi tamamen bana geçti. Tabii benim en büyük şansım şuydu, bizim güzel bir ailemiz var. Doğaç Yapı'nın çok güzel bir aile olduğunu düşünüyorum. Şu anda 35 civarında çalışan arkadaşım var burada. Bu 35 arkadaşımın 20 tanesi, 10 yılın üzerinde çalışıyor.
Bi Demli Çay: Ben de sektörde 2009'dan beri içindeyim. Satın alma anlamında gelip gittim hep o zamanlar gördüğüm arkadaşlardan burada devam edenler var. Ya da buradan mezun olanlar diyoruz, çünkü bizim işletmelerimizden mezun olanlar başka alanlarda çok iyi hizmetler veriyorlar, ciddi bir okul aslında.
Sedat Doğaç: Yani bugün ben 35 arkadaşımdan bahsediyorum ama Doğaç Yapı'nın sektöre kazandırdığı belki çarpı üç, çarpı dört arkadaşımız var. Tabii bu temellerimizi çok güçlendirdi, çok sağlamlaştırdı. Bugün benim yanımda 30 yıldır birlikte olduğum arkadaşım var. Bunlar zorlu bir süreçti ama çok şükür atlatıp bugünlere kadar gelebildik. Ekipteki bütün arkadaşlara hepsine, tam olmasa da çoğunu tanıyorum, hepsine de Doğaç'ı bugünlere getirebildikleri için, size destek oldukları için teşekkür ederiz. İnşallah daha başarılı, daha güzel işler olacak.
Bi Demli Çay: Sedat abi, Doğaç'ı konuştuk. Otuz, otuz beş çalışan, bir o kadar da mezun ettiğimiz çalışan ve piyasaya kazandırdığımız değerli insanlar var. Otuz yılı aşkındır ve otuz yıldır çalışanlarımız var yanımızda. Bunlar bir aile ortamı yarattı ister istemez. Bu aile ortamı, bu Doğaç Ailesi size ne kattı ya da firmamıza ne kattı?
Sedat Doğaç: Öncelikle Doğaç Yapı'yı konuştuk zaten de, tabii Doğaç Yapı'nın bir de çocuğu var, bebeği var. Yani biz ona hala bebek diyoruz: SESE diye bir markamız var. SESE markasının temellerini 2007 yılında attık. Dedik ki biz bir marka oluşturmalıyız. O zaman amcamla birlikte bu markayı oluşturmuştuk. O da çocuklarımızın ismiydi: Serhat ve Sena. Baş harfi olarak SESE diye bir şirket kurduk. Marka yaratmaya çalıştık, patentini aldık. 2007 yılından beri de SESE markasını Doğaç bünyesinde büyüttük. Doğaç, hem soyismim hem de yerel büyüyen, kendi kendine, Denizli'nin büyüttüğü bir marka ama Doğaç da kendi içinden SESE'yi büyüttü. E-ticaretin temellerini 2017 yılında attık, oluşumuna başladık. 2020 yılının başında da e-ticareti kurumsal olarak bünyemizde artık uygulamaya başladık. Şu anda B2B, B2C tarafından yürüyoruz SESE markasıyla. SESE markasını tamamen ülke genelinde kullanmaya çalışıyoruz. Tabii bu sene Kıbrıs'ta da bir ortaklığımız söz konusu oldu. Kıbrıs'ta bir işletmemiz var şu anda, orası da SESE markalı bir işletme oldu. Ulusalda kullandığımız markamız SESE, yereldeki markamız Doğaç ise Denizli markamız.
Bi Demli Çay: Aynı zamanda bayiniz şeklinde devam ediyorsunuz yani?
Sedat Doğaç: Evet, ortaklı bir firma orası, Kıbrıslı bir ortağımız var ama aynı burada minyatürü var orada, Kıbrıs'a hizmet ediyor. Bütün Kıbrıs'a oradan başladık. SESE markasını kazandırdı. Yani bu şirket bize SESE markası bugün gayet güzel bir noktada. Yerelde herkes Doğaç olarak biliyor ama SESE olarak da biliniyoruz dışarıda. Bugün Ege Bölgesi'nin tamamında zaten sektöre hizmet veriyoruz. Toplamda Denizli merkez haricinde Ege Bölgesi'nin tamamında, buna Antalya'da dahil, 450 tane portföyümüz olan müşterimiz var, yani tamamen mobilya imalatçısı. Ciddi rakamlar bunlar. Onlara hizmet veriyoruz. İnternet tarafında, yani e-ticaret tarafında da ülke genelinde bir ticaret yapıyoruz.
Bi Demli Çay: Seninle muhabbet esnasında ve firmayı yakından takip ettiğim için sistemine hakimim. Gerçekten yaratıcı çözümler sunan, standardın dışında bir e-ticaret sistemi. Bu konuda sizi tebrik ederim. Birçok firmanın yapabileceği bir şey değil bu alanda.
Sedat Doğaç: Benim gözlemlediğim kadarıyla birçok talebi barındırdığımız için mesleğimiz çok kolay bir meslek değil, çok zor. Detay çok fazla, kalem çok fazla. Bunlarla yürüyoruz ama iyi yani gidiyoruz. Doğaç'ın en büyük kazanımı nedir? Şehrimiz bizi hiç bırakmadı. Ama Doğaç da kendi içinde SESE markasıyla büyümeye devam ediyor. Önemli olan da şehrimize kazandırdığımız değer olan, üretiyorsak ürettiğimiz ürünler ve markalarımız. Şehrimizde keşke herkes sizler gibi marka üretebilse ve ihraç edebilse. En büyük olay o. Birincisi şehrimize marka kazandırmak, ikincisi ülkemize hem marka kazandırıp hem de ülkemize döviz kazandırıcı faaliyet göstermekte bulunmamız gerekiyor.
Bi Demli Çay: Sedat abi, çok özel bir soru sormak istiyorum, özellikle sona sakladım. Hikayeni dinledik, bilmeyenler de duysun. Şimdi bu sorum şöyle: Babadan gelen bir meslek aşkı var aslında ve sonra sen kendi yolumu çizmek istiyorum deyip...
Bölümü izlemek için
İlgili yazılar

Gül Şahin ile Okul Öncesi Eğitimin Temelleri ve Kariyer Yol…
Gül Anaokulu kurucusu Gül Şahin ile okul öncesi eğitimin önemi, kariyer hayatı, sosyal sorumluluk projeleri ve aile kavramı üzerine ilham veren bir sohbet.

Hamit Aydın: Bi Demli Çay'ın Perde Arkası ve Sponsorluk Yol…
Deneyim Fabrikası kurucusu Hamit Aydın, Bi Demli Çay'ın değer yaratma serüvenini, sponsorluk süreçlerini ve ekiple kurulan güçlü bağları Esat'a anlattı.

Esat Nazlıer: Bi Demli Çay'ın Perde Arkası ve Yolculuğu
Bi Demli Çay'ın kurucusu Esat Nazlıer, projenin başlangıç hikayesini, moderatörlük deneyimlerini ve gelecekteki formatlarını anlatıyor.…
