Tüm yazılar
19 dk okuma

Ümit Osman Yılmaz: Bankacılıktan İhracat Danışmanlığına Ces…

Ümit Osman Yılmaz, bankacılık sektöründen ihracat danışmanlığına geçiş sürecini Bi Demli Çay'da anlatıyor.…

Ümit Osman Yılmaz: Bankacılıktan İhracat Danışmanlığına Ces…

İş hayatında yeni başlangıçlar yapmak, özellikle konfor alanından çıkıp kendi yolunu çizmek her zaman cesaret ister. Bugün, "Bi Demli Çay" podcast'inin bu bölümünde, yıllarca çalıştığı bankacılık sektörünü bırakıp kendi ihracat danışmanlık şirketini kuran, aynı zamanda “İhracat Ekspresi” adıyla faydalı içerikler üreten Ümit Osman Yılmaz'ı ağırlıyoruz. Ümit Bey ile bu radikal karar alma sürecini, sıfırdan kendi işini kurmanın zorluklarını, yaşadığı sıkıntıları ve başarıya giden yolda edindiği deneyimleri konuşuyoruz.

Bankacılıktan Girişimciliğe Giden Yol

Bi Demli Çay: Ümit Bey, öncelikle hoş geldiniz podcast'imize. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Bugünlere nasıl geldiniz, işinizi nasıl kurdunuz, bu başlangıç nasıl oldu?

Ümit Osman Yılmaz: Merhabalar, hoş buldum. Denizliliyim, Denizli Lisesi mezunuyum. Anadolu Lisesi'ni bitirene kadar hep Denizli'de yaşadım. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi'ni kazandım ve ilk defa şehir dışı maceram başladı. Uluslararası Ticaret bölümüne girdim. Üniversiteyi okuduktan sonra İstanbul'daki dış ticaret şirketinde çalışmaya başladım. Askere kadar yaklaşık üç sene kadar dış ticaret firmasında çalışmaya devam ettim. Askerlikten sonra tekrar iş arama süreci tabii. Birçok başvurduğum firma oldu, dış ticaret sektöründe anlaştıklarımız da oldu. Sonra kurumsal olması adına bir tane de bankaya başvurmuş durumdaydım ve bankanın teklifini kabul etmeye karar verdim. Kurumsallık önceliğim olunca bankaya kabul edince tabii İstanbul'da kalamadım. Benim niyetim İstanbul'da kalmaktı veya en İstanbul olmazsa İzmir'e gelmekti. İkisi de olmadı. Denizli sohbeti geçmişti mülakatlarda, kendimi Denizli'de buldum. Tabii o yıllarda Denizli böyle değildi; sosyal anlamda, ekonomik anlamda çok gelişmiş değildi. 2005 yılıydı. Altı yedi sene üniversitede İstanbul'da kaldıktan sonra, İstanbul'da çalışıp tüm çevrem orada olduktan sonra buraya geldiğimde ciddi bir sosyal gerileme oldu benim için, arkadaşlarım yoktu burada. İş dünyası ve bankacılık benim için çok yeniydi. Bir süre sonra hem iş anlamında hem sosyal anlamda çevre edinmeye başladık. Farklı kurumlarda çalıştım, on sene kadar bankacılık yaptım, ticari bankacılıkla çalıştım. Bankaya başladığımda saçlarım vardı, sonra baktım saçlar gidiyor. Kendi işimi kurma niyetim de vardı tabii.

Bi Demli Çay: Üniversiteyi uluslararası ilişkiler ve dış ticaret üzerine okudunuz. Aslında dış ticaret sizin istediğiniz bir sektördü sanırım. Anladığım kadarıyla üniversiteyi de orada okudunuz. Bankacılık olunca biraz daraldı herhalde mi, nasıl oldu?

Ümit Osman Yılmaz: Yani artısı da var, eksisi de var. Yine üniversiteden sonra bir dış ticaret şirketinde çalışmıştım, iki üç sene kadar. Askerlikten sonra da mesleğimi yapmak istiyordum fakat o yıllarda kardeşimin bir patron şirketinde yaşadığı olay sebebiyle kurumsallık benim için daha ön plana çıktı. Kısaca şöyle anlatayım; büyük bir firmada staj yapmıştı, çok beğenmişlerdi, erken başla demişlerdi. O da dersleri çok yoğundu, üstten aldığı dersler vardı, daha kısa sürede bitirdi. Okul bittikten sonra işe başladı, iki hafta sonra işten çıkardılar. Açıklama da "kadroyu küçültüyoruz" şeklindeydi. Madem niye işe aldınız yani? Genç biri için çok ciddi bir hayal kırıklığıydı. Ben de askerden geldiğimde bunu görünce kurumsal bir yer olsun dedim. Patron şirketleriyle çok güzel imkanlarla anlaşmıştım ama sonra bankayı tercih ettim. Yoksa bankaya geldiğimde herkes bana "Sen Boğaziçi mezunusun, ne işin var burada?" demişti. Ben de düşünmüştüm, ben Türkiye'nin önde gelen bankalarından bir tanesinde, çok ciddi yönetici adayı pozisyonuyla göreve başlamıştım. "Niye böyle diyorlar?" dedim. Sonra anladım durumun niye öyle olduğunu.

Bardağı Taşıran Son Damla ve Kendi İşine Geçiş

Bi Demli Çay: Ya açıkçası şey yani o yıllarda bankacılık çok keyifliydi. Her şey tabii kötü değil. 2005 yılında başladım ben. 2008 krizine kadar çok keyifli çalıştık. Çok yoğundu. Ben şunu bilirim, eve gittiğimde kolum telefon tutmaktan ağrırdı. Çünkü bırakamazdınız yani. Akşama kadar telefonda konuşurken yazmanız gerekirse bir yandan telefonu buraya kıstırıp yazardınız, boynunuz ağrırdı vesaire. Çok yoğundu ama ekip çok güzeldi. Halen o ekipten arkadaşlarımızla, abilerimizle ablalarımızla görüşüyoruz. Keyifliydi. Tabii 2008 krizinden sonra biraz daha işler zorlaştı. Sektör zaten banka sektörü, bilmiyorum, son yıllarda çok daha zorlaştı. O yıllar yine keyifliydi. Benim yapmak istediğim başkaymış, işte onu biraz geç fark ettik.

Bi Demli Çay: Ne fark ettirdi peki? "Kendi işimi yapmalıyım" dediğin zaman yani hemen hemen her beyaz yaka gibi düşünüyor insan.

Ümit Osman Yılmaz: Tabii, kendi işini yapacağım düşüncesi hep kafamda vardı. Ufak tefek girişimlerim de oldu zamanında ama onlar başarısızlıkla sonuçlandı. Tabii bunlar da aslında hep bize bir şey katıyor. Başarısızlık kötü bir şey değil. Türkiye'de biraz öyle algılansa da, denediğim için başarısız oluyorum, yoksa denemesem zaten başarısız demezler. Hep böyle kafamda vardı. Bir süre sonra artık o olgunlaşınca, artık içinizde tutamayınca kendi işimi kurmaya karar verdim.

Bi Demli Çay: Peki nasıl oldu yani bu geçiş süreciniz? Bu karar verme aşamaları, "Evet ben bu işi kurmalıyım" diye seni yönlendiren olaylar illaki o bankacılık esnasında çalışırken de olmuştur, var mı öyle aktarabileceğiniz bir şey?

Ümit Osman Yılmaz: Yani direkt şu oldu da ben kendi işimi kurmaya karar verdim diyeceğim çok büyük bir olay yok aslında. Ama tabii hep böyle hoşuma gitmeyen durumlar, kendi yapmak istediklerinizle bankanın size yaptırmak istedikleri şeyler farklı olunca zorlanmalar, değerler anlamında bazı konularda daha böyle rahat çalışma isteği, belki özgür olma isteği... Bunlar böyle yıllar boyunca birikti, birikti, birikti. Bir ara artık o şeye sığmayınca, artık o şeyi başka yerlerde değerlendirdik. Zamanı geldi.

İstifa etmek evet çok büyük cesaret. Yani hani birçok kişi şu anda bankacılık yapan arkadaşlarımla konuşursam, senin de var mutlaka, arkadaşlarının hepsi kimse memnun değil. Hemen baktığında %80 işte memnun değiller, bırakıyorum kesinlikle son yıllara çok daha zorlaştı ve çok kötü şekilde işsiz kalan arkadaşların da olduğu oldu. Kimse memnun değil neredeyse baktığında ama kimse istifa etmiyor.

Bi Demli Çay: Yani zaten birçok bankacı arkadaşım hala bankacılık yapan arkadaşım, o yüzden hala devam ediyor mesleğini. Herkes şey diyor, "İkinci bir plan hazırlayayım, ondan sonra yatay geçiş yapayım" diyor. Ama ben hep şey diyorum, ben onu yapamadım. Çalışırken yapamazsın, ne alaka diyorum. Çünkü her iş öyle aslında çok ciddi zamanınızı alıyor. Sabahleyin giriyorsunuz, akşamleyin... Tabii şimdi bankacılık gene erken çıkılıyor da o yıllarda yedi buçuk sekiz gibi çıktığımız zaman "iyi bugün erken çıktım" diyordum ben. Ben birkaç tane kurum değiştirdim bankacılık sektöründe çünkü sıkıldım bir ara. Hep aynı işi yapıyorum, hani manevi tatmin azaldı, istediğim şeyi yapamıyorum, bankanın istediği şey başka bir şey, ben başka bir şey yapmak istiyorum. Müşterinin ihtiyaçlarını karşılama anlamında bir yerden sonra o kurumu değiştirdim. O kurumda yeni bir kuruma geçince tabii onun böyle bir heyecanı oluyor ilk aylarda. Bir süre sonra tekrar orada da aynı şeyleri yaşamaya başlıyorsunuz. Baktım bunun sonu yok yani. Hep aynı şeyler dönmeye başladı. En son geçtiğim kurumda da yeni geçmiştim, hatta daha üç ay gibi zaman harcamıştım, zaman olmuştu o kuruma geçeli. O olmaya başladı bu sefer, çok daha hızlı olmaya başladı ya da benim artık sabrım azalmıştı. Sabah işe gitmiştim hatta cuma günü, çok net hatırlıyorum, Eylül ayındaydı. Yıl sonra da söylemiştim. Eylül ayındaydı, sabah işe gittim baktım olmayacak. Ben istifa ediyorum dedim, eşyalarımı topladım, eve geldim. Böyle oldu istifa.

Bi Demli Çay · Shot
Sen de hikâyeni kısa formatta paylaşmak ister misin?

Bi Demli Çay: Yani ben şunu anlattınız ya, şöyle üç saniye sessiz kalmayı tercih ettim ya da beş saniye de olabilir seyircilerimiz nasıl uygun görürse. Konuyu doğru, değil mi? Çünkü bankada çalışıyorsun neticede yani gittin cuma günü gittin, istifa ediyorum dedin, ayrıldın.

Ümit Osman Yılmaz: Evet, planlı değildi. Hani sabahleyin işe gideceğim diye tıraş oldum, işte kravatım gömleğimi giydim. Gittikten sonra baktım gene aynı muhabbetler, aynı konular. Dedim tamam teşekkür ederim ben. Yeni geçtiğim bir kurumda dediğim gibi, dedim ben bırakıyorum. O zaman eşyalarımı topladım. Öyle klasik filmler var ya böyle, çuvalda böyle zaten çok fazla eşyam yoktu yani şahsi. Onları aldım, eve geldim. Haber verdim aileme, "Ben istifa ettim haberiniz olsun" diye. Tabii onlar da çok böyle... Birkaç ay tatil yaptım ben, işte 2015 Eylül'den 2016'nın ilk biri ayına kadar ne yapacağımı düşünmeye başladım. Şimdi kendi işimi yapacağım düşüncesi var evet ama ne yapacağım net değil yani. Şunu da söyleyeyim, böyle insanlar belki akıllarına o gelir, hani istifa ettiysen tuzun kurudur, rahattır. Öyle bir şey yok. Benim o yıllarda ciddi miktarda kredilerim vardı, kredi kartı borçlarım vardı. Hayatın bir döngüsü var zaten, onu çat diye kesiyorsunuz. Nakit işin çok küçük bir, az bir miktar birikmiş param vardı. Ondan sonra ne yapacağımı düşünmeye başladım açıkçası.

Sıfırdan Başlamak: Zorluklar ve Deneyimler

Bi Demli Çay: Peki o süreç nasıl geçti? O beş, altı aylık süreç. Krediler var, borçlar var, otel yok. Çok az bir kapital var. Yani şöyle diyeyim, üç lira birikmiş paran varsa on lira borcun var.

Ümit Osman Yılmaz: Evet, evet aynen öyle. Nasıl geçti? Zor bir süreç. Çünkü beş, altı ay karanlık ne olacağını, ne yapacağını bilmiyorsun. Karar vermek istiyorsun ama ne yapacağını belli değil. Hep bankada çalışmışsın, ister istemez özel sektöre körlük oluşuyor, farkına varmadan. O süreçten biraz bahsedebilir misin?

Ümit Osman Yılmaz: Şunu belirteyim: Bankacılıkta güzel kısmı her sektörden biraz bilgi sahibisiniz ama hiçbir sektörü derinlemesine bilmiyorsunuz. Bu da eksi. Hani 'little little into middle' gibi, hepsinden küçük küçük şeyler var, bilgisayar var ama hiçbirinde derin hissetmiyorsunuz kendinizi.

Kendi işinizi yaparken her ay ne kadar para geleceğini bilmiyorsunuz. Sürekli yeni bir şeyler yapmanız gerekiyor. Türkiye'de hayatta kalmak bile son yıllarda büyük bir başarı.

Ümit Osman Yılmaz: Şimdi ben kendi işimi yapacağım, ne yapacağım dedim. Gıda sektörüne atılayım mı, o bir müşterilerim? Hani üzerine kredi çekerim yani gözü kararttım ya artık. Hani bankacılığa dönmeyeceğime o gün net karar verdim. Çünkü zaten ayrıldım, duyan başka kurumlar da aramıştı tekrar gel görüşelim diye. Ben oralara gitmedim açıkçası çünkü dönmek istemiyorum artık, bankacılık yapmak istemiyorum. Gıda üzerine bir yatırım yapmak istedim, franchise alma niyetim vardı. İşte Eylül ayında ayrıldıktan Ekim veya Kasım ayıydı herhalde. İstanbul'a falan franchise fuarına gittim. Orada görüştük ettik falan. Böyle bir havalı firmalarla, gene benim gibi genç bir arkadaş kendi markası oluşturmuş, güzel bir konsepti çok da beğendim. Ama işte o zaman dediğim gibi, 3 liralık benim param varsa o 10 liralık şey istiyor. Hani başlangıçta bir bedel istiyor. Ben göze gene kartım, dedim kredi çekeceğim, elimdekine koyacağım, yapacağım bunu. Sonra böyle hani büfe tarzı bir şeydi aslında belediye anlamında. Hani büfelerin yasaklandığı bir ikisini alınca o da kaldı. Sonra dedim "Ümit, sen hani en iyi bildiğin işi yap. Kendi bildiğin işi, Üniversitesini okuduğun bölümü yap." Ondan sonra iş kısmı, ihracat ekspresi.com ondan sonra kuruldu. Dediğim gibi kendi işimi kuracağım diye çıkıp gıda diye düşünüp ondan sonra tekrar bildiğim işe dönme olarak çıktı. Plansız yani.

Bi Demli Çay: Konunun, yani sürecin enteresanlığı burada zaten. Bitirişi de aradaki gıda süreci de ondan sonraki başlama süreci de tabii ilginç.

Ümit Osman Yılmaz: Yani şey zaten işte hep bir plan yapıyoruz hayatta, iş yaparken de aynı şekilde bir plan yapıyoruz. Gitmek istediğimiz bir yer var ama oraya giderken başka bir yol görüp sapıyoruz veya oraya giden biz hani böyle bir yol çizmişken şöyle bir yoldan gitmek durumunda kalıyoruz. Hayat zaten böyle. Burada insan gideceğimiz zamana çıktığımızda bir yerde kaza varsa gitmekten vazgeçmiyoruz, ne oluyor işte sağımdan geçeyim, solumdan geçeyim, bir yolumu değiştireyim, uzatayım ama tekrar oraya varayım kafasıyla. Kendi işimi kurma niyetim vardı, en son tekrar kendi bildiğim işte döndüm. İyi oldu şey hani hizmet sektörü olması da güzel oldu çünkü gıda farklı zorlukları vardı, hani şu an çok memnunum zaten benim elimde olmasam kaç yıldır gene burada olurum. Evet, birkaç ay sonra yedi seneyi bitirmiş olacağız.

Konfor Alanından Çıkmak ve Cesaret

Bi Demli Çay: Peki Ümit, bankayı pat diye bıraktın kendi işine başladın. Bu cesaret. Daha başlamadı bile, bıraktın sadece. Ne olursa olsun çünkü banka devlet kurumu gibi aslında hani tabiri caizse halk arasında diyelim. Yani maaşını alıyorsun, düzgün yaptığın sürece çok iş kaygısı da olmayan bir şey. Bırak onu, sonra konuşuruz ben halkın sesi olarak düşünme. Yani öyle söylemiş olayım. Peki yani bırakıyorsun. Yani bu normal bir şirkette, özel bir kurum da olabilirdi. Bugün geçmişte aynı benzer şeyleri ben de yaşadım aslında. Bırakıp, yani "Bıraktım, ben ne yapacağımı bilmiyorum ama bırakıyorum. Bir daha da geri dönmeyeceğim bu işe" dedim. Bu cesaretin kaynağı anneden babadan mı geldi, yoksa böyle bir feyz aldığın bir nokta mı var?

Ümit Osman Yılmaz: Çok güzel soru. Bu konuda babamın kurduğu bir cümle var, onu da söyleyeyim şimdi size. Ben işte istifa ettim, eve gelince Babamlar şehir dışındaydı. Onları aradım ben, "İstifa ettim haberiniz olsun" dedim. "Ben bankaya artık dönmeyeceğim, bankacılık yapmayacağım" dediğimde böyle tabii bir sessizlik kalıyorlar, "Hayırlısı olsun oğlum." falan dediler. Neyse, bir iki gün sonra döndüklerinde konuşuyoruz. Ben dedim "Kendi işimi yapacağım." Şimdi bu arada annem babam emekli memur benim. Hani öyle aileden kalan kira geliri, yatlar katlar yok. Kendi edindiğim ürünler, mal varlığı vesaire hep maaşımla birlikte olan rakamlar. Ben de "Kendi işimi yapacağım" dedim. Babamın ilk kurduğu cümle bana şu oldu: "Oğlum," dedi, "Ticaret risklidir." İlk cümlesi buydu. Ben de ona şunu dedim: "Baba," dedim, "Ben senden hani para istemiyorum. İşte 300.000 var ben derim yani kendi parama göre bir iş bakacağım." Öyle başladık hikaye. Yani o risk losyonu anne babam memur zihniyeti olduğu için, hani memurluk içinde her memur tabii ki böyle değil yanlış anlaşılmasın yani. Şimdi memurluk yapıp çok güzel gelirlere de ulaşanlar var ama benim annem babam sadece memur maaşıyla hayatını idame ettirmişler o yıllarda ki çok imkanları olmuş aslında ama sadece maaşla yaşamayı tercih etmişler. O yüzden hani ben kendi işini kuracağım dediğimde çok büyük risk olarak gördüler. Yani o yüzden bir şey yoktu. Ben kendimi zaten rahat hissetmedim. Sen muhtemelen on sene boyunca daha erken bırakırdım belki ya da baştan bırakırdım.

Konfor alanını terk ettiğin an doğru noktaya doğru, aslında başarıya doğru gitmiş oluyorsun. Onu konfor alanını terk etmeye karar verdiğinde başarıya doğru yürümeye başlıyorsun diye düşünüyorum.

Açık Deniz
Açık Deniz'in yeni bölümlerini ve sponsorluk fırsatlarını keşfet.

Bi Demli Çay: Yeter seviyesine geldikten sonra insanın aslında gözü bir şey görmüyor.

Ümit Osman Yılmaz: Evet, cesaret artık böyle yaparım hissiyatı da alınca herhalde, değil mi? Yani istifa etmek evet çok büyük cesaret. Yani hani birçok kişi şu anda bankacılık yapan kişilerle konuşursam, senin de var mutlaka, arkadaşların hepsi. Kimse memnun değil hemen baktığında, %80 işte memnun değiller. "Bırakıyorum" kesinlikle. Son yıllarda çok daha zorlaştı ve çok kötü şekilde böyle işsiz kalan arkadaşlarım da oldu. Kimse memnun değil neredeyse baktığınızda, ama kimse istifa etmiyor. Ben hala görüşüyorum bankada çalışan arkadaşlarımla. Herkes şey diyor: "Abi Allah bizi de kurtarsın." Hani ben de şey diyorum: "Allah sizin istifa mektubunuzu yazmayacak." Yani istifa mektubunu siz yazacaksınız yani. Siz kendinize güveniyorsanız istifa ediyorsunuz zaten. Tabii ki rızık Allah'tan ama elinizden geleni yapacaksınız. Ama hani bir şeyi bekleyerek bir şey değiştiremezsiniz, siz hareket ettiğiniz zaman bir şeyler değişiyor. Yoksa ben bankada dediğin gibi belli bir maaş skalasında ve Denizli şartlarına göre sonuçta kademem var, yönetmen olmuşum vesaire, güzel maaş alıyordum. Yan hakları var işte sağlık sigortası, öğle yemeği parası vesaire, özel sağlık sigortası. Güzel yani Denizli için güzel paralar kazanıyorduk ama mutlu değildim açıkçası. O yüzden ben cesaret evet önemli ve bu içten gelecek. Yani kimsenin işte moral motivasyonunda olacak bir şey değil zaten. Öyle olsa pişman olan kişi o istifa eden kişi olur yani. Onu sizin kendinizin karar vermesi lazım. Karar veremediği için de birçok kişi halen işte zaten 15 yıldır çalışıyorum, başka iş yok, ne yapacağım, özel sektöre çıksam. Yani o kadar çok iş var ki birçok kişi işte işletme körlüğü diyelim, zaman bulamamak diyelim, o sektörde kaldığı için artık başka bir dünya yokmuş gibi zannediyor. Tabii bir de hani klasik kelime ama konfor alanına alışmışlar. Her ay maaş yatıyor, o maaşa göre evler alınmış, arabalar alınmış, borçlara girilmiş. Eee, hani maaş arttıkça standart artmış, maaş arttıkça standart artmış. Tabii bunu düşünmek istemiyor insanlar. Şimdi belli bir yola atılıyorsanız, hani sen de yaşıyorsun bunları, yaşayacaksın ya da diyelim belli bir yola atılıyorsunuz, belli şeyler göze almanız lazım. Belki iki yaşında araba, yine bir süre belki 10 yaşında arabayla geleceksiniz ama sonuçta sizin kaliteniz aynı, bindiğiniz araba değil. Türkiye'de maalesef bunlar biraz daha öne çıkıyor son yıllarda sosyal medya sebebiyle. O yüzden o riski almak gerekiyordu. Evet, ben de hani ciddi, o zaman çok bir şey, büyük bir şey gelmişti. Ne olacak istifa ettim diyordum ama herkesten benzer şeyler diyor ya, 'diyorum aferin Ümit Osman' diyorum ya, güzel şeyler yapmasın zamanı.

Bi Demli Çay: Yani istifa edip zaten altı yıl bu işi ayakta tutup hala daha devam etme aşkına olması zaten evet doğru yolda olduğunun göstergesi.

Ümit Osman Yılmaz: E tabii ki yani sonuçta kendi işinizi yaparken de birçok sıkıntı olmuyor mu? Oluyor. Daha fazla oluyor hatta. Yani maaşlı çalışırken sonuçta belli bir gelire göre giderinizi ayarlıyorsunuz ama kendi işinizi yaparken her ay ne geleceğini bilmiyorsun. Sürekli bir yenilik yapmanız gerekiyor. Hayatta kalmak bile Türkiye'de son yıllarda büyük, çok büyük başarı.

Bi Demli Çay: Gençlere istifa edin mi diyelim, yoksa başka bir şey mi mesajı verelim?

Ümit Osman Yılmaz: Ölçüye riskler alıp sorumluluk kabul etmiyorsak. Ona tabii de yani herkesin kendi hayatı, kendi kararı ama risk almaktan korkmasınlar. Kimse korkmasın. Hayatta her zaman risk var yani. Bugün kendi işini yapan çok büyük firmaların battığını görebiliyoruz maalesef ama risk almaktan korkmayın. Risk almazsanız zaten başarısız olmuyor yani. Başarısız olmaktan korkup risk almaktan çekinmesinler. Bir niyetiniz varsa en azından denesinler. Olmaz hani veya ben de kendi işimde dedim, belki olmasaydı bir sene sonra tekrar herhangi bir firmaya gidip çalışma imkanım vardı. Onu biliyordum. O şekilde yani mutlaka bir denesinler.

"İhracat Ekspresi" Doğuyor: Değer Üretme Yolculuğu

Bi Demli Çay: Benim en iyi bildiğim iş, üniversitesini okuduğum bölüm olsun. Ben dedim danışmanlık yapacağım firmalara. Aynı zamanda kendim dedim bir tane web sitesi kurmaya başladım. Şimdi tabii kendi işinizi hiç daha önce yapmayınca, ailede de esnaf olmayınca anne baba anlamında söylüyorum, birçok şeyin acemiliğini yaşıyorsunuz. Yaşadım açıkçası. Bunu nasıl yapacağım bilmiyorum. Bankadayken tabii bir sistem var, ona uyum sağlıyorsunuz, çalışıyorsunuz, her şey tıkır tıkır gidiyor ama kendisini sıfırdan bir şey kurmak istediğinizde ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Dedim “bir tane web sitesi lazım mı?” “Lazım. Tamam.” İşte marka düşündüm önce, nasıl bir web sitesi olsun falan? Ben başlangıçta şöyle kurgulamıştım: Bir tane web sitem olacak, Türkçe kısmı Türkçe-İngilizce seçenek olacak. İşte Türkçe kısmına tıklarsa insanlar Danışmanlık olarak gösterecek, İngilizce'ye tıklarsa işte yurt dışına sattığım ürünleri gösterecek ve yurt dışında her şeyi satacağım. Tamam mı? Şimdi dış ticareti biliyorum ya, üniversitesini okudum, o sektörde çalıştım. E bankacılık anlamında ödeme yöntemlerine de hakim olduğunu söyledim, dedim "Ben her şeyi alıp satacağım." Şimdi ilk kısım şöyle oldu: Her şeyi alıp satmak mümkün değilmiş. Çünkü her ürünün çok ciddi detayları var. Müşteri bir şey soruyor, üreticiyi bulmanız lazım, üretici onu doğru bir şekilde aktarmanız lazım falan. Dedim "Bu böyle olmaz, sen ürünlerini daraltman lazım." Şimdi ilk adım, hani ilk tokat oradan geldi. Birkaç tane ürüne düştüm öncelikle ama şimdi marka tek işte tek domain var. Oradan ikiye ayrılıyor web sitesi. Her gün ilk günler tabii ki çok kolay değil. İlk zamanlarda herkes hani sordun ya hatta anneden babadan kalan bir sermaye vesaire var mıydı, yoktu. Tek sermaye moraldi. En büyük sermayenizle yola çıktığınızda moral ve motivasyonunuz ve bunun içten gelmesi lazım. Hani dışarıdan işte Esat'ın, Ahmet'in, Mehmet'in "Yaparsın koçum, yaparsın Ümit Osman" demesi yeterli değil. Bunu sizin kendinizin sağlamanız lazım. Tabii ki her zaman aynı motivasyon olmuyor yani hayat nasıl inişli çıkışlı, motivasyon da bazen düşüyorsunuz, çıkıyorsunuz, düşüyorsunuz, çıkıyorsunuz. Şimdi hani bazı sabahlar yataktan çıkmak istemiyordum çünkü hani yapacak bir işim yok ki yani kalkacağım ne yapacağım yani. Müşteri bulmam lazım, nasıl bulacağımı bilmiyorum. Bankadayken çünkü müşteriyle geliyordu size, gidip arıyorsunuz, görüşüyorsunuz. Kendi işinizi sıfırdan kuruyorsunuz, nasıl kuracağınızı kurgulamanız lazım.

Ümit Osman Yılmaz: Böyle İngilizce, Türkçe gidiyordu. Bir arkadaşım var, bankadan tanıdığım. O emekli oldu, hatta bir tane bir blok yazısında bir isim görmüş. İşte böyle gelişim göreve mentorluk veriyormuş falan böyle bir "Ümit, sen bir görüşsene." Ben de şey mi "Ne diyeceğim?" diyorum yani. "Bana müşteri bul diye mail atayım ne diyeyim?" falan diyorum. "Ya" dedi "bir mail at, bir görüş. Hani anlat" dedi "sıkıntılarını, belki de bir faydası olur." Tamam dedim ben de yazdım kadına. Dedim "Merhaba işte ben böyle böyle bir girişimciyim, işte beyaz yaka çalıştım şu kadar sene. Şimdi kendi işimi kurdum ama böyle böyle sıkıntılarım var. Sizin de başınızdan geçmiştir." Haydi görüşürüz falan yazdı. Kadın aradı bir gün sonra. "Ne iş yapıyorsun?" falan. Anlattı, sordu bana böyle. Ben anlattım. "Aaa!" dedi "Bak marka danışmanlığı yapan birisi çok sağ olsun katkıları var bana." Dedi "Bir kere şimdi aynı marka, aynı domain içinde hem danışmanlık hem şey yapamazsın sen, hani dış ticaret yapman çok sağlıklı değil" dedi. "Bunları ayır." "Tamam" ayırırım. "Bir de bir tane danışmanlık için web site kur, marka kur. Bir tane de yurt dışında satacağın ürünler için bir web sitesi ve marka." Çok mantıklı. İşte böyle bir yol haritasını çizdik şimdi. Yani kafamda "kendi işimi yapacağım" diye niyetim var ama yol haritası yok. Onun sayesinde yol haritasını çizdik, en azından kafadan netleşti ne zaman ne yapacağımı vesaire. Ondan sonra ihracateksperi.com domainini alıp ben dedim "Bunu marka yapacağım" başladım. Hatta o sağ olsun o hanımefendi bana birkaç tane marka önerisinde bulundu yok dedim "Ben bunu tercih ediyorum." Bir anlamda da yok açıkçası. Hani hatta bazen şeye bile sebep oluyor, hani 'eksper' geçtiği için kelime içinde, "Hani neyin eksperliğini yapıyorsun, yani değerleme mi yapıyorsun?" falan diyorlar. Öyle değil yani ben 'dış ticaret uzmanı' gibi bir şey düşünerek bunu kurguladım, başladım. Tabii şimdi o kısma başlıyorsunuz ama evet nasıl dış ticaret yapacağımı biliyorum. Danışmanlık anlamında neler yapması gerektiğini firmaların biliyorum çünkü bankadayken de birçok yanılsamanız görmüştüm ama müşteri bulmak kısmı var, danışmanlık var, eğitim kısmı var, STK kapsamında eğitimler vereceğim diyorum. Nereden başlayacağım? Şimdi ben önce şuradan başladım: Şimdi bir iş yaparken para kazanmanın ilk koşulu değer üretmeniz. Sizin ürettiğiniz değer ürün hizmet karşı tarafça değer görüyorsa size para veriyor. Faydanız varsa bize değer veriyor dedim. O zaman benim ne yapmam lazım? Önce değer üretmem lazım. Ben kimseye gidip ben "Bu işi yapıyorum" dediğimde yani diyecek hani bir sonuca geçmiş yok o sektörde. Tamam bankadan beni tanıyor herkes ama o sektörde bir geçmişi, bir tecrübem yok. Hani ispatlayabileceğim bir sosyal kanıt yok. Ben ne yapayım dedim, web siteme yazı yazmaya başladım. Tamam dış ticaretle alakalı yazı yazıyorum böyle ama her gün neredeyse yazı yazıyorum. İlk sene 110 tane falan yazı yazdım ben. "Dış ticaret teslim şekli nedir?", "Şu teslim şeklinde şuna dikkat etmeniz lazım", "İşte ödeme yönteminde şuna bakın", "Müşteri olurken şunları yapın." Hepsi hala web sitede durur. Her gün böyle içerik üretiyorum neredeyse, işte yazı yazıyorum falan filan. Böyle bloklar buluyorum internette, çok okunan bloklar oralarda üye oluyorum, oralarda yorum yapıyorum falan filan. Bir yerden sonra bir yandan da böyle eğitim vermek için, tabii bu kısım değer üretme kısmında güzel ama bunların biraz da nakdi lazım. Çünkü işte üç lira param vardı, borçlarım on lira. Her ay üç lira azalıyor, işte 2.80, 2.70, 2.50. Çünkü evet, hani bir dönem nakit akışı genel anlamda yok. Sadece giden var. Tabii o da stres yaptırıyor. Bir de ben sonuçta bu yola baş koydum diye şirketimi direkt kurdum.

Ümit Osman Yılmaz: Birçok kişi tabii ki evet biliyorsun mali müşavirlik maliyetleri var, işte vergisi var vesaire var. Onlar devam ediyor. Bir yandan şimdi benim para kazanmam lazım. Bir yandan da onun da stresi her ay yaşıyorsunuz. Odalar, derneklerle görüşmeye başladım. İşte herkesi görüşelim, eğitim


Bölümü izlemek için

#Ümit Osman Yılmaz#ihracat danışmanlığı#podcast

İlgili yazılar